Atatürkün muallimlerle hasübhali

May 16th, 2008 can --- Yurtta | Yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 27 Eylül 1937

Türk Tarih cemiyeti asbaşkanı profesör Afet dün saat 16 da ikinci tarih kurultayına iştirak eden muallimler şerefine Beylerbeyi sarayında bir çay ziyafeti vermiş ve ziyafeti Büyük Önder Atatürk huzurlariyle şereflendirmişlerdir.

Atatürk, Beylerbeyi sarayına geldikleri zaman refakatlerinde maarif vekili Saffet Arıkan, nafia vekili Ali Çetinkaya, Bükreş elçimiz Suphi Tanrıöver ve diğer zevat bulunuyordu.

Beylerbeyi sarayında bir müddet hasbıhalde bulunan Atatürk muallimlerle beraber Akay idaresinin Göztepe vapuruna binmmişlerdir. Vapur, Kandilliye kadar bir tur yaptıktan sonra Köprüye dönmüşlerdir.

Atatürk, köprüde muallimlere veda ederek vapurdan ayrılmış ve otomobille saraya gitmişlerdir.

AddThis Social Bookmark Button

Inkilâp resim sergisi Teşhir edilecek eserlerin toplanmasına başlandı

May 16th, 2008 can --- Kültür Sanat | Yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 12 İlkteşrin 1937

Cumhuriyet bayramında Ankarada açılacak büyük inkılâp sergisi için hazırlanan eserler toplanmağa başlamıştır. Bu sene serginin fevkalâde zengin ve yüksek olacağı anlaşılmaktadır. İnkılâp sergisine güzel sanatlar birliği, müstakil ressam ve heykeltraşlar birliği ve “D” grupu sanatkârları iştirak etmektedirler.

Memleketimizdeki sanat teşekküllerinin ikincisi olan müstakil ressam ve heykeltraşlar birliği şimdi Samsunda kurmuş ooldukları sergiden sonra açacağı yeni sergilere şimdiden hazırlanmaktadır. Müstakil ressam ve heykeltraşlar birliği sanat cereyanını ilk defa İstanbul haricine ve sergileri Galatasaray lisesi ve civarı dışına çıkarmağa muvaffak olan teşekküldür.

Bir sene zarfında sırasile Zonguldak, Bursa, Balıkesir, Ankara ve Samsunda sergiler açan ve gene buralarda sanat kültürü etrafında konferanslar veren birlik Anadolunun daha iç vilâyetlerinde sergiler açmak kararındadır.

AddThis Social Bookmark Button

Süreyya Paşanın Kadıköyündeki sinmasına haciz kondu

May 13th, 2008 can --- Şehir Haberleri | Yorum yapılmamış »

Vakit, 12 Kânunusani 1930

Süreyya Pş. Kdıköyündeki tiyatro binasını yaptırdıktan sonra, civardaki Hale sinemasını da Emlâki milliyeden kiralamış, bu suretle Kadıköyünde rakipsiz, yalnız kendi tiyatro ve sinemasını işletmiye başlamıştı. Hale sineması, kirası Süreyya Pş. tarafından verilmek şartile bir müddet kapalı kaldı.

Süreyya Pş. bu tetbir neticesinde kendi tiyatrosunun büyük bir rağbet göreceği, halka bu suretle bir hizmet ifa edebileceği kanaatinde idi. Filvaki büyük, muhteşem, mobilyalı bir yerde eğlenmek başka, küçük, basık, zevksiz bir yerde eğlenmek başka… Yani Süreyya Pş. nın istediği para değil, rağbetti. Çünkü Hale sinemasını kapatmak için verdiği kira, yeni tiyatro binasından çıkarılamıyordu.

Bu hâl bir müddet böylece devam etti. Sonra Kadıköyünde ihtiyaç üzerine iki sinema açılması lâzım geldi. Süreyya Pş. bunun üzerine Haleyi de işletmiye başladı. Fakat bilet satışı masrafı korumuyordu açık verdi, ve nihayet emlâki milliye kira bedelini Süreyya Pş. dan alamamaya başladı. Borç 1200 lirayı buldu.

Bu vaziyet karşısında emlâki milliye Hâle sineması gişesine dünden itibaren haciz koymuştur. Haciz 1200 lira alınıncıya kadar devam edecektir.

AddThis Social Bookmark Button

Tasarruf bahsinde kürkü de unutmıyalım

May 13th, 2008 can --- Yurtta | Yorum yapılmamış »

Kürk için bir senede harice 700,000 lira veriyoruz

Bir kürk manto temini için borca giren buhran geçiren aileler var

Vakit, 2 Kânunusani 1930

Millî iktısat ve tasaaruf mücadelesinde kahve ve çayın ihlamura tahviline ve yahut mümkün olduğu kadar az içilmesine çalışılır, ipeklilerin yerli ipeklilerle, lâvanta ve ıtriyatın yerli lâvanta ve kır çiçeklerile mübadelesine gayret edilirken kürk manto iptilâsından da pekâlâ vaz geçebiliriz kanaatindeyiz.

Tasarruf cemiyeti bir sene zarfında verilecek balolarda ayni elbisenin giyilmesini hanımlarımızdan rica ederken bu nokta hakkında da işarette bulunacağına ümit ediyoruz.

Kürk iptilâsının millî servetimizden bir senede çektiği paranın miktarını ne kadar tahmin edersiniz? Tam 700000 lira! Ve bu para sadece gümrük idaresinin kaydettiği bir rakamdan ibarettir. İşin maddî ve manevî zararları bu kadarla asla kalmıyor. Zengin ailelerden bahsetmiyoruz. fakat nice orta halli aileler ve memurlar sınıfı vardır ki ev halkından birisinin kürk mantoya matuf arzu ve ısrarını yerine getirmek için nelere katlandıklarını ufak bir merak bize aşağı yukarı anlatmıya kâfi gelir.

Dinlediğimiz hikâyeler içinde bir kürk manto mukabilinde satılan veya rehine konulan evlere … aylarca ödenmek bilmiyen maaş mukabili fahiş faizli istikrazlara bol bol tesadüf ediliyor. 250 liradan başlıyarak 2000 liraya kadar çıkan bir kürk mantoyu, meselâ ayda 120 lira kazanan bir memur başka türlü nasıl temin edebilir ki. Şu halde bu madde yüzünden millî servetimizden kaybettiğimiz paranın yalnız (700) bin lira olduğunu kim iddia edebilir.

Kürk yerine kumaş!
Yukarıda da işaret ettiğimzi gibi millî tasarruf mücadelesinde ilga edeceğimiz lüks eşya meyanına kürkü de pekâlâ ithal edebiliriz. Kürk yerine zarif mantolar yapacak güzel kumaşlarımız vardır. Belki bir kürkü kalın kumaşlarla ısıtmak noktasından mukayese edecekler bulunabilir. Bu noktayı biz de düşündük ve buna cevap vermesi için Dr. Ali paşadan rica ettik. Bakınız muhterem doktor ne diyor:

-Çok mühim bir noktaya işaret ediyorsunuz. Memleketimiz Sibirya değildir. Bir kürkün yerine pekâlâ yerli kumaşlarımız ikame edilebilir. Kürkün sıhhî noktadan kalın kumaşlardan farkı yok gibidir. Esasen bu noktaya hanımlarımızın ekserisi itiraz edemezler zannediyorum.

Biz nice aileler biliriz ki gıdasından kesmiş, hayata değil, bir kürk mantoya kıymet vermiştir. Hem efendim cidden garip. Eskiden kürklere ihtiyarlar rağbet ederlerdi. Kürk ihtiyar işi idi. Şidmi bunu gençler süs telâkki ediyorlar.
Milyonlarca liramız bu ve bunun gibi “Süs” telâkkilerinden Avrupaya akıyor. Çok yazık.

Çok temenni ederim ki lüzumsuz süslerden artık vaz geçelim.

AddThis Social Bookmark Button

Musolini Berline damadı ile beraber gidiyor

May 13th, 2008 can --- Dış Haberler | Yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 18 Eylül 1937

Berlin 18 (Hususî)-İtalyan başvekili Musolini Berline damadı Kont Çiano ile beraber gidecektir. İtalyan başvekilinin ikametine Hindenburg sarayı tahsis edilmiştir. Ziyaret 27 eylülde yapılacaktır.

Berlin Brandenburg kapısından girecek olan Musolini başvekâlet dairesinde ilk resmî görüşmelerde bulunacaktır. Bilhassa kabinenin bütün kadrosile yapacağı bir içtimada İtalyan başvekili ve hariciye nazırının da bulunacağı anlaşılmıştır.

AddThis Social Bookmark Button

Güzellik kraliçesi alışverişi

May 13th, 2008 can --- Dış Haberler | Yorum yapılmamış »

Fransada güzel kızları kandıran bir şebeke yakalandı

Haber Akşam Postası, 18 Eylül 1937

14 ile 28 yaş arasında altı güzellik kraliçesi, Fransanın Nis şehrinden Korsika adasına kaçırılmaktayken, zabıta tarafından beyaz kadın tacirlerinin elinden alınmıştır.

Korsikada bar işleten Jean Starth isimli bir erkek ve Seuve isimli bir kadın, “adam ayartıp kaçırtma” suçuyla tevkif edilmişlerdir.

Bir müddettenberi zabıta, Starth’in barına sık sık gelen güzel kızlardan şüpheye düşerek bu adamın izini takip etmekteydi.
Yapılan tahkikat neticesinde kızlardan bir çoğunun Riveiera sahillerinde yapılan güzellik müsabakalarına namzet olarak giren ve sonra Korsikada bir terzi salonu için kendilerine mankenlik teklif edilen kızlar olduğu anlaşılmıştır. Bununla beraber, kızlar adaya geldikleri zaman, ellerindeki mukavelenamelerin muteber olmadığı kendilerine söylenmekte ve barlarda çalışmağa mecbur edilmekteydiler. Birçoğu da sonradan harice gönderilmekteydi.

Birkaç gün evvel zabıta, Starthın en güzel kızı seçtiğini ve sonradan bu kızlardan altı tanesine Madame Seuven müessesesinde çalışmak üzere iş teklif ettiğini öğrenmiştir.

Nihayet bundan üç gün evvel, altı güzel kız, kendilerine angaje denlerle birlikte, Korsikaya gitmek üzere vapur iskelesinde buluşmuşlar ve kendilerini gözliyen polis derhal baskın vererek Staarth ile Seuve’i yakalamış, bu suretle iğfal edilen güzel Fransız kızlarını, beyaz kadın tacirlerinin elinden kurtarmıştır.

AddThis Social Bookmark Button

Tarih Kongresi çalışmasını bitirdi

May 13th, 2008 can --- Kültür Sanat | Yorum yapılmamış »

Dünkü celsede Pr. Afet tezini izah etti, yabancı profesörler nutuklar söylediler

Haber Akşam Postası, 26 Eylül 1937

İkinci Türk Tarih kongresi dün son toplantısını yapmıştır.

Sabahki seksiyon toplantılarından sonra umumî heyet toplantısı saat on dörtte maarif vekili Saffet Arıkanın başkanlığında yapılmıştır.

İlk sözü Alman profesör Hartman almış, yeni Türkiyeden bahsetmiştir. İkinci celse Atatürkün huzurile ve yine Saffet Arıkanın riyasetinde açılmıştır. Vekillerin de hazır bulunduğu bu celsede profesör Afet “Türk-Osmanlı tarihinin karakteristik nokralarına bakış” mevzulu tezini büyük bir belâgat ve muvaffakiyetle okumuş, sık sık alkışlanmıştır.

Profesör Osmanlı imparatorluğunun kuruluşundan başlamış, içtimaî teşkilâtı Türk kültürünün inkişafı, ekonomik teşkilât, imparatorluğun azamî tevessü, inhitatın sebebleri, ıslahat teşebbüslerini ve manasını anlatmıştır.

Profesör Afetin tezinden sonra seksiyonların mesailerine ait zabıtlar okunmuş, reye konarak kabul edilmiştir.
Bundan sonra kongre reisi son gün münasebetiyle bazı profesörlerin söz istediklerini bildirerek bunlara birer birer söz vermiştir.

Profesör Hartman ilk sözü alarak şöyle demiştir:

“-Eğer teşekkürlerimizi kelimelerden başka bir şekilde de ifade edebilirsek, kendimizi bahtiyar addedebileceğimize emin olabilirsiniz. Türk tarihini daha derin anlamak için hepimiz candan gayret edeceğiz, bunu size vaadediyorum.”

Profesör Menghin’in sözleri:

“-Bize fevkalâde bir lûtufkârlıkla bu hâdiseyi yaşamak fırsatını verdiniz.Buna karşı en samimi teşekkürlerimizi sunarız ve ayni zamanda dahi Önderinizin daima yükselen devletinin ve halkının bütün bu inkişafları semerelerini şerefli bir sulh içinde zevk ile idrak etmesini dileriz.”

Profesör Rypka, Avrupanın en eski üniversitesi olan Şarl üniversitesi ile Çekoslavakya şark enstitüsünün hürmet ve sevgilerini türkçe olarak bildirerek şöyle demiştir:

“-Şimdiye kadar koyu karanlıklar içinde kalmış bazı meseleler aydınlanmağa başlamıştı. İmparatorluk devri bu meselelerin halline yardım edemedi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti münevver hükûmeti ve bilhassa Reisicumhur sayesindedir ki hakikî ve ilmî bir tarih, yüksek himaye ve irşatlar altında inkişaf edebilir.

Fransız profesörü Delaporte, Oksford üniversitesi profesörlerinden Mayres memleketleri namına saygı ve sevgilerini bildirdiler.

İngiliz profesörü ezcümle şöyle demiştir:

“-Kongrenin bizzat Türk Cumhurreisi Atatürkün himayesi altında bulunması ve içtimaların sık sık onun huzuru ile şereflenmesi bu hâdiseye hususî bir ehemmiyet verdi. Bu suretledir ki yalnız ileriye değil mazisine de bakmasını bilen ve mazisine bakarak istikbalinin yolunu tayin eden bir millet için tarihî tetkikler ancak ehemmiyet kazanabilir. Kongrenin İngiliz azaları Türk Tarih kurumuna ve onun hâmisi olan Atatürke kalpten gelen hayranlıklarını ve şükranlarını sunarlar ve ilmin terakkisi ile beraber yürüyen büyük saadeti dilerler.”

Leh profesörü Trzevorskai de şöyle demiştir:

“-Temennimiz, bizim için pek aziz olan Türk milletinin, Büyük Önderinin dahiyane ve kuvvetli idaresiyle tarihinin pek şanlı yapraklarına yeni yapraklar ilâve etmesidir.”

İtalyan profesörü Rossi türkçe olarak şunları söylemiştir:

“-Türkiye ile İtalya arasındaki kültürel münasebetlerin daha büyük semereler vermesini temenni ederiz. Türk tarih kurumundan bir ricamız vardır ki, o da Türk-İtalyan bibliyografyası tertip edilmesi hakkında ileri sürdüğümüz teklifimizin kurum tarafından teyit edilmesidir. Ta ki, bu eser müşterek mesainin neticesi olarak daha iyi bir surette fiile getirilsin.
Yaşasın Atatürk’ün Türkiyesi.”

Bundan sonra Macar profesörü Comte Ziçi Macaristan namına demiştir ki:

“-Bu kadar yüksek cengâverlik ve siyaset an’anelerine malik milletinizin şimdi garp medeniyetimizin de faal bir yapıcısı olduğunu görmekle bahtiyarız. Büyük şefin bu değişiklikte ne kadar yüksek ve büyük bir rol oynadığını biliyor ve daha çok uzun yıllar muhterem ve Büyük Önderin size, gösterdiği yolda, rehber olmasını temenni ediyoruz.

Romanya profesörü Nestor, Yunan Profesörü Marinatos da kongre hakkında tahassüslerini bildirmişlerdir.

Son olarak başkan Saffet Arıkan kapanış nutkunu söylemiştir.

AddThis Social Bookmark Button

Kız yüzünden 6 kişi arasında kavga

May 13th, 2008 can --- Vukuat | 1 Yorum »

Haber Akşam Postası, 27 Eylül 1937

Dün Üsküdarda kalabalık bir genç grupu bir kıza atılan söz yüzünden birbirine girmiştir.

Asım, Sabri, Hamdi oğlu Sabahaddin ve Cemal oğlu Haşim “Valdeatik” mahallesinde oturan Leman isimli kızın yanından geçerken bunlardan Sabri ile Haşim sarhoş oldukları halde söz atmışlardır. Buna sinirlenen Kemal ile Sabahaddin de Sabri ile Haşimi döğmüşlerdir. Bu suretle ortaya bir kavga çıktığından zabıta hepsini yakalamıştır.

AddThis Social Bookmark Button

Avusturyada Hitlerci Tedhişçiler

May 10th, 2008 can --- Dış Haberler | Yorum yapılmamış »

Son Posta, 11 Temmuz 1934

Viyana, 10 (A.A.) - Avusturyada Nazilerin tethiş hareketi devam etmektedir. Viyana yakininde bir Nazi, bir gazinonun kumar salonuna bomba koyarken tevkif edilmiştir.

Karistie’de bir jandarma devriyesine hücum eden ve jandarmalardan birini ağır surette yaralıyan üç Nazi tevkif edilmiştir.

AddThis Social Bookmark Button

Hurrem Sultan Rus mudur, Türk mu?

May 10th, 2008 can --- Köşe Yazarları | Yorum yapılmamış »

Osmanlı sarayında Türk kadınlar

Haber Akşam Postası, 3 Eylül 1937

İddia yeni değil ama cevap veren olmadığı için, hatırıma gelmişken yazayım dedim.

Bir müddet evvel, son imparator Vahideddin’in beyanlarından birine atfettiği bir takım hatıraları neşretmek vaadinde bulunurken Tan gazetesi tahrir heyeti bir parça büyücek bir tarihî gaflet göstermişti. Vahideddinin meşu’m hayatına iştirak etmek talisizliğine tutulmuş olan zavallı bayan Nevzad bu gazetenin sütunlarında bize şöyle takdim edilmişti:
“Osmanlı sarayının ilk kadınefendisi.. 600 yıl içinde imparatorluk sarayına girebilmiş ilk Türk kızı.., Yani bayan Nevzadı, bir Osmanlı hükümdarının nikâh ile aldığı ilk kadın olarak ve sarayda rolü ve manası olmuş ilk Türk kızı olarak göstermeğe yeltenmişlerdir.

Tarih hocası ve tarih profesörü geçinip tarih ve roman arasındaki farkı sezemediklerini zaman zaman bize öğretmiş olanlar bu iki iddianın tarihî hakikatlere uygunsuzluğu karşısında nasıl sustular bilmem. Halbuki Tan tahrir heyetinin tarihiî hatasını isbat etmek için hiç de “büyük müverrih” olmaya lüzum yoktu.

Faraza denilebilir ki:

Osmanlı hanedanından gelen hükündarlar içinde nikâhla evlenmiş olanlar ve bu izdivaçlarını Türk kızlarile yapmış olanlar pek çoktur.

1-Birinci Osman, Adanalı Türk Şeyh Üdebalinin kızı Mal Hatun ile ve nikâhla evlenmiştir.
2-Yıldırım Beyazıt su katılmamış bir Türk olan Germiyan oğlunun kızı Devlet Şah hatun ile ve nikâhla evlenmiştir.
3-İkinci Murat su katılmamış Türk olan İsfendiyar oğullarından Kara Yahya Çelebinin hafidesi Hatice sultanla ve nikâhla evlenmiştir.
4-Fatih ikinci Memhmet halis Türkmen olan Dolgadır oğullarından Süleyman beyin kızı ile ve nikâhla evlenmiştir.
5-İmparator Kanunî Süleymanın meşhur karısı Hürrem haliskan Türktür.

Bu satırlar Osmanlı hükümdarlarının zevcelerine taallûk eden neseb meselelerinde fazla hassas olduğumuz için değil, sadece Tan gazetesi tahrir heyetine bir nasihat vermek ve tarihî mütalealara kalkışmazdan evvel hiç olmazsa birkaç tarih kitabı karıştırmak lâzım geleceğini ihsas tmek için yazılmıştır. Ve sanırım ki her şeyde aklı evvel olmak iddasında bulunan Tan tahrir heyeti bize verecek bir cevab bulamaz.

Hurrum sultan Rus mudur?
Yukarıda Osmanlı tarihindeki kadınefendilerden bahsederken Hürrem sultanı da Türk olarak saymış olmam tarihçi geçinen bazı “erbabı kalem”in hayretini mucip olmuş olabilir. Zira bunlardan bir kısmı “İmparator kanunî Süleymanın meşhur karısı hangi millettendir?” şeklindeki sualin cevabı bulunmaz ebedî bir muamma olduğu kanaatindedirler. Diğer kısmı ise şöyle bir cevap vererek bu işi halledebildiklerine inanırlar:

“-Hurrem mi? Bu kadının asıl adı “Roxelane”dı. Kırım hanı tarafından saraya hediye edilmiş bir Rus cariye olduğu muhakkaktır.”

Halbuki Hurremin hangi milletten olduğunu tesbit etmek için uzun boylu tetkikata dahi lüzum yoktur. Sadece bir parça meraklı olmak kâfidir. Yani bu kadının asıl adı olduğu rivayet edilen Roxelane kelimesinin üzerinde durmak meseleyi halleder. Biz de tarihle uğraşmış olanlar arasında bu meraka tutulanlar yok değildir. Faraza rahmetli Ahmet Rasim bu kadından bahsederken isminin yanına bir muterize açıp (ihtimal ki: Rus demektir” der.

Niçin böyle demeğe lüzum görür. Zira o tarihe kadar “Roxalane” şeklinde bir “ismihas” mevcut değildir. Hurremin milliyetini kendisine atfolunan ilk ismihas delâletile tayine kalkışmış ise Ahmet Rasim on dördüncü ve on beşinci asırlarda Rusyada böyle bir ismihas kullanılmadığı neticesine pek tabiî olarak varmıştır. Eğer bu merak seyri ile biraz daha uğraşmış olsaydı Kırım hanlığı topraklarına yakın bir yerde Rokzolan adlı bir uruk bulunduğunu anlayabilecekti. Bu uruk o tarihlerde Don ve Dimyeper nehirleri arasında kesif bir halde yaşamakta olan Sarmatlara mensuptu ki Sarmatların ve Sarmat gibi Hrıstiyan olan Çuvaşların Türklüğü su götürmez. Anlaşılıyor ki bu kız Kırım hanının eline geçince mensup olduğu kabile adıyla çağrılmağa başlamış, “seni Çerkes seni!”, “Seni Çeçen kızı!”.. (Bre Arnavut) der gibi:

“-Kız.. Rokzolan!”

Denilmiş ve elden ele geçe geçe diller ona Rokzolan demeğe ve o da böyle bir çağrılışa:

-Efendim!

Cevabını vermeğe alışmış.

Ve Rokzolan kelimesi frenkler tarafından ve o tarihte İstanbulda bulunmuş elçiler tarafından “Rokzölan” şekline sokulmuş ve onlardan naklen bahseden garp müellifleri de bu ikinci şekli devam ettirip yaymışlar ve kabile adı olan Rokzolan’ı başka bir ismihas imiş gibi tanıtmışlardır.

Binaenaleyh;

“On altıncı milâd asrının ilk yıllarında Karadenizin şimal kıyılarında, Don ve Dimyeper nehirlerile sulanan arazide, Sarmatların Rokzolan kabilesi arasında dünyaya gelmiş olan Hurrem Kırım hanı kadar su katılmamış bir Türktü” dersek hakikati söylemiş oluruz.

Nizamttin Nazif

AddThis Social Bookmark Button