Dünyanın meçhul bir yeri Ilk defa olarak ziyaret edildi

May 8th, 2008 can --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 17 Eylül 1937

Grand Tanyon, 17 A.A.-Arizona- Tarihi tabiî müzesi heyeti reisi feriyesinin pişdarlarını teşkil eden beş cüretkâr kâşif, 12 saatten az bir müddet zarfında 400 metredeki uçurumu tırmanmak suretiyle “gökte ada” denilen “Shiva mabedi” yaylasına vasıl olmuşlardır. İnsanların ilk defa olarak ayak bastıkları bu mıntıkalarda zümrei hayvaniye hakkında yapılacak tetkikatın pek büyük bir alâka celbedeceği tahmin olunmaktadır. Kâşiflerin nakletmekte oldukları malzeme arasında bu mıntıkalardaki hayvanları diri diri tutmak için kullanılacak kapanlar da vardır.

Heyeti seferiyenin götürmüş olduğu radyo makinesi, işlememektedir. Ancak girişilen teşebbüsün muvaffakiyetle neticelenmiş olduğu ateşle verilmekte olan işaretlerle bildirilmektedir.

AddThis Social Bookmark Button

Aşk insanın uzviyetini neden hasta yapar?

May 7th, 2008 can --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 25 Eylül 1937

Aşık olanlar derler ki “ağzımızda bir lokma yemek bile büyüyor, sevgiliyi düşünmekten damarlarımız patlıyacak gibi oluyor, içimiz bağrımız taş kesildi!.”

Aşık olmıyanlar cevap verirler: “Size kim dedi gidip gönlünüzü aşiftelere kaptırasınız diye! Lâyıktır size; çekiniz cezanızı!.”
Doktorlara soruyorsunuz, onlar da şu mütalealarda bulunurlar:

“-Evet, her kalb ağrısı uzvî bir maraz ifade etmez. Sevenlerin de kalbi tıpkı hastaların ki gibi sızlar, ağrır, lüzumundan fazla atar, türlü türlü âraz gösterir. Fakat bunlara aldırmamalıdır. Herkesin başından gelip geçen şeylerdir. Hattâ kuvvetli bir aşk, hazım cihazı üzerinde müthiş aksülâmeller, yapar, hazım bozulur, iştiha kesilir, dil bir karış pas tutar.

Âşıkın maneviyatı da bozuktur. Bütün dünyanın yükü omuzlarına binmiştir sanar kendini. Vücut çabucak yorulur, renksizlik başlar. Velhasıl bizleri bişe şaşırtan türlü âraz başgösterir.”

Aşk da dahil olduğu halde şiddetli heyecanları şöyle sıralamak kabildir:

AŞK
Âşık mukabele gördüğü zamanda; kendini yedi kat göklerde uçuyorum sanır. Bütün düşünceleri bir tarafa atmış sevdiği kadından başka hiç bir şeye aldırış etmez. Âdeta sarhoş gibidir. Artık hiç bir engelin âşıka ümitsizlik vermesi imkân dahilinde değildir. Çünkü sevdiğinden mukabele görmektedir. Her şey, bütün dünya sanki ona râmolmuştur.
Bütün vücut ve mefkûre çelik gibi kuvvetlidir. Bu ikisi bu kadar metin olunca hayatta insan neye muvaffak olmaz ki!
Fakat, âşık mukabele görmeyince; sanki kanı içten akıyormuş gibi, dimağı ve vücudu yorgun, bitkin bir haldedir. Bacaklarda kuvvetten eser yoktur. Sevdiğinizin son görüşünüzde söylediği acı sözler kulaklarınızı hâlâ çınlatırken nefesiniz kesilecekmiş gibi tuhaf haller hissedersiniz. Şen kahkahalar artan genç, artık dut yemiş bülbül gibi susmuştur. Ağzını bıçak açmaz. Suratından düşecek, bin parça olacak gibidir sanki!.

Mukabele görmiyen âşık kalblerinin rontgen ile alınan resimleri, bu uzvun sekiz on santimetre daha büyüdüğünü de göstermektedir.

Keder
Kederlenmek de müthiş yorucu bir heyecandır. Cümlei asabiyeye yayılan bedbinlik bütün bünyeyi sarsacak kadar kuvvetlidir. Sempatik âsap müthiş gergin bir haldedir.

Kederli insanın ağlaması, asabî buhrana tutulması kadar tabiî bir şey olamaz. Vüvut yorgun ve bezgin bir hale gelir. Kan vücutta lâyıkiyle cevelân demediği için kederli insan çok çabuk yorulur ve en ufak bir şeyden mütecessis olur.

Kararsızlık
İnsanlara vazifenin ayrı, temayülünün de başka bir yol gösterdiği zamanlarda hasıl olan kararsızlık kadar fena bir şey yoktur. Kararsızlığın insanı kavgacı yaptığı gibi uyuşuk bir hale getirdiği de vâkidir. Tereddüt müthiş bir derttir.
Hasta türlü türlü ve teşhisi gayri kabil âraz gösterir. Yegâne çaresi vaziyeti olduğu gibi ve her türlü hissiyattan arî olarak mütalea ve hiç bir hisse tâbi olmadan karar vermektir.

Korku
Heyecanların en menhusu korkudur. Bazı insanlar korktukları şeyi bildikleri halde, bazıları da neden korktuklarını bile bilmezler.

Neden korktuklarını bilenler daha mesutturlar. Çünkü bunlar bir derceye kadar kendilerini tedavi edebildikleri halde neden korktuklarını bilmiyenlern hali yamandır.

Onlara hiç ummadıkları bir şey korku verebildiği gibi, en korkulacak şeyden de korkmadıkları zamanlar olur. Korkudan mustarip olanların da suratları asık, baş ve mideleri ağrılıklıdır. Hiç gülmezler ve son derece mağmum halleri vardır. Bunlara ilâ. kâr etmez. Tedavi kendi kendilerindedir.

Kibir
Kibirli insan da hastalık nevinden bir heyecan içinde yaşıyor demektir.

Kibirliler mücadeleci, hattâ kavgacı olurlar. Bu hastalığı senelerin verdiği tecrübeden başka bir şey iyi edemez.
Beşerî heyecanların yukarıda saydığımız bir kaçı işte biz insanlar üzerinde bu gibi aksülâmeller husule getirmekte ve böylece keyfimizi ve sıhhatimizi kaçırmaktadır. Şu halde bunlara tutulmamak için ne yapmalı, ne gibi tedbirler almalıyız.
En kestirme tedbir, gizli emellerinizi içinizde saklamamak, bunları meydana vurarak açıkça münakaşa ve bir karara bağlamaktır. Gizli düşünceler besliyen bir erkek, yahut bir kadının mesut olmasına imkân yoktur. Tahtelşuura gizlenen tatmin edilmedik emeller insanların maneviyatını kemiren dertlerindendir.

Dertleşmek kadar iyi bir deva yoktur. Sevdiğiniz itimat ettiğiniz insanlarla dertleşmekte hiç bir mahzur yoktur. Hattâ bir doktora bile bütün hayat sırlarını anlatmak ve onun vereceği tavsiyelere riayet etmek çok faydalı olabilir.
Yok, bu tavsiyelere riayet etmez de bütün heyecanlarınızı içinize akıtır ve gizli gizli, heyecanlarınızın kurbanı olarak yaşarsanız, şunu iyi biliniz ki sonradan fena halde pişman olacaksınızdır.

AddThis Social Bookmark Button

Resimli Makale

March 6th, 2008 Editör --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

Son Posta, 3 Temmuz 1934

Meşhur bir hukuk âlimi diyor ki: “Kendi haklarımızı korumak için en iyi ve en medeni çare başkalarının haklarına riayet etmektir.” İnanınız ki bugün yapacağınız bir haksızlık, yarın mutlaka suratınıza bir şamar şeklinde iner ve neticede yine siz zararlı çıkarsınız. Medenî insan başkalarının haklarını tanıyarak, haksızlık yapmayan insandır. Cemiyet içide umumî adaletin manası da karşılıklı haklara riayet etmek, vazifeleri tanımak ve böylece başarmaktır. Aksi takdirde kedilerin haklarını yiyen şu domuzun vaziyetine düşersiniz.

AddThis Social Bookmark Button

Bir tavzih

January 14th, 2008 Editör --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

Akşam, 14 Mart 1938

Muhterem gazetenizin 11 Mart 938 tarihli nüshasında “Bir saray hatırası” başlıklı ve “Mütekaid büyük elçi Salih Münir Çorlu” imzalı yazıda babam merhum Bekir bey hakkındaki bir fokrada “Saf yürekli, namuslu ve doğru sözlü, fakat pek korkak” kaydine tesadüf ettim.

Muhterem general Salih Münir, bu makalesinde babam hakkında kadirşinaslık göstermek lûtfünde bulunmakla beraber, bir kelimesile onu yakından tanıanları hayrete düşürmüştür.

“Saf yürekli”, “namuslu” bilhassa “doğru sözlü” bir adamın ayni zamnda da korkak olmasına imkân var mıdır? Bahusus babamın saraydaki memuriyeti sırasında padişaha karşi mütecellid davrandığını da bilenler vardır. Bu tavzihimin muhterem gazetenizle neşrini rica eder, saygılarımı sunarım.

Merhum Bekir bey oğlu: Milli Reasürans memurlarından
HALİM KİPER

AddThis Social Bookmark Button

Gönül İşleri

January 7th, 2008 Editör --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

Ev, Çürük Temele İstinat Edemez

Son Posta, 5 Temmuz 1934

İsminin yazılmasını istemiyen bir okuyucumun mektubundan bir kaç satır nakledeyim:

“Tatili geçirmek üzere Cenubî Anadolunun büyük bir şehrinde yaşayan ailemin yanına geldim ve burada evvelce tanıştığım bir hanım kızla karşılaştım. Bu karşılaşma aramızda şiddetli bir aşk doğurdu. Hayat bağını birlikte kurmaya karar verdik. Fakat benim mektebim bitirmekliğime daha bir kaç sene var. Buna rağmen katiyetle sözleştik; yekdiğerimizi bekliyeceğiz. Sizden sorgumuz şu: Ne suretle hareket etmeliyiz ki, bu söz tarafeynin ailelerince de muteber olsun!”

Oğlum!

Mektubundan, tahsilinin bitmesine daha ne kadar zaman kaldığını sarih surette anlayamadım. “Birkaç sene” müphem bir tabirdir. Üç yıldan beş yıla kadar uzanan bir zamana delâlet eder. Asgari olarak 3 seneyi ele alalım: Bundan sonra tahsilini bitiren bir gencin derhâl bir aile kuracak kadar para kazanamıyacağını düşünmeliyiz. Aradan vasati beş sene geçer. Şu halde eski tabirle “elinin ekmek tutacağı” zamana daha (8) sene var demektir. Bu kadar uzun bir zaman sonra tatbik edilecek bir taahhüde nasıl girişiyorsun ve karşındaki kız buna nasıl itimat ediyiyor? Anlayamıyorum.

Eğer yuvanızı ailelerinizin yardımile kurmak istiyorsanız bu, başka bahistir. Fakat bu takdirde de ev çürük bir temele istinat etmiş olur.

Maamafih madem ki kendi kendinize karşı bir taahhüde girişmiş bulunuyorsunuz; bunu kalbinizde saklayınız, harice aksetmesinden kıskanç bir itina ile çekininiz ve daha çok çalışarak para kazanacağınız zamanı kısaltmıya bakınız. Meseleyi ailelerinize açmıya lüzum yoktur.

HANIMTEYZE

AddThis Social Bookmark Button

Model Uçak müsabakaları

December 22nd, 2007 Editör --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

İkdam, 15 İkincikanun 1940

Dün sabah saat onda muhtelif mekteplerden yetmiş, seksen talebenin yaptıkları model uçaklar Galatasaray lisesinde bir komisyon tarafından tetkik edilmiştir.
Hava müsait olmadığı için uçuş yapılamamıştır. Fakat en iyi modeller seçilmiş ve bunları yapanlara mükâfatlar verilmiştir.

AddThis Social Bookmark Button

Fotoğraf tahlilleri

December 22nd, 2007 Editör --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

Resminizi gönderiniz karakterinizi söyliyelim

İkdam, 29 İkincikanun 1940

İzzet Dölen (Şehzadebaşı)- Zeki ve çalışkandır. Görüşü isabetli, kararları kat’idir. Tesir altında kalmaz. İntizamı sever. Maddi kuvveti daima birinci safta görür. Temizlik ve iyilik karakterinin ölçüleridir.

Safiye Şencan (İstanbul)-iyi kalpli ve hassas bir tip. İntizamı çok sever. Alayişten hoşlanmaz. Sessizliği, mütevazı hayatı trcih eder. İyiliği vazife bilir. Zekidir, kararlarında mus’irdir.

B. Fethi Gülderen (Kanlıca)- Zeki bir tip. İntizamı, temizliği sever. İhtiras sahibi değildir. Fakat alayişten hoşlanır. Vazifesinde titizdir. Başkalarının tesiri altında kalmaz.

Bayan Rezan Sezen (İstanbul)- Temiz kalpli, hassas bir tip. İyilik yapmayı sever. Çalışkandır. Zekâsı orta. Alayişten hiç hoşlanmaz. Sözünde durur. Vazifesinin hiç bir zaman ihmal etmez.

Muzaffer Tok (Düzce)- Mütevazi ve dürüst bir tip. Hassastır. En ufak hadiselerle alakadar olur. Samimidir. Zekası vasattır. Munis ve terbiyeli oluşu kendisine iyi bir muhit kazandırmıştır.

AddThis Social Bookmark Button

Resimli Makale Bugünün işi

December 20th, 2007 Editör --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

Son Posta, 6 Temmuz 1934

Atalarımızdan bize yadigâr kalan sözler arasında bugüne en uygun olanlardan biri de şudur: “Bugünün işii yarına bırakma!” Her kabahatin, her kusurun bir cezası olduğunda hiçbirimizin şüphesi yoktur. Fakat ihmalin cezası hiç affedilmiyecek kadar büyüktür. Bugünün işini yarına bırakan adam, bazan bir sivilce yüzünden ayağını kaybedebilir. İhmalci olmıyanlar ise daima genç ve zinde kalırlar. Şu resim üzerinde yapacağımız mukayesenin neticesi, hepimiz için yaman bir ihtardır.

AddThis Social Bookmark Button

Karilerin dertleri ve günün göze çarpan hadiseleri

December 20th, 2007 Editör --- Diğer Henüz yorum yapılmamış »

İkdam, 12 Birincikanun 1928

Maruf bir zat evvelki gece kendi müessesesinde çalışan bazı arkadaşlarını yanına alarak Maksime götürmüş. Malûm olduğu üzre bu gibi barlar daha ziyade zengin adamların dolaştıkları yerlerdir. Vasatî bir maaşla geçinen insanlar hertürlü hareketin yalnız para ile ölçüldüğü bu yerlerde ancak zengin bir zengin adam tarafından devat edildikleri zaman eğlebilirler. Bu münasebetle evvelki gece Maksim bara giden gençler de paraları tediye edecek olan müessese sahibinin etrafını alarak ilerisini düşünmeden eğlenmeye başlamışlardır. Dans bütün şiddetile devam ettiği sıralarda konfeti satan genç kızlardan biri masaya yaklaşarak birkaç konfeti paketi bırakmıştır. Müessese müdürü hemen elini cebine atarak kıza birkaç lira vermek istemiş isede elli ve yzüer liralık paketlerin arasında beş liralık bir varakıai naktiye bulamadığından yanında oturan davetli memurlardan birine:

-Şu kıza beş lira versene, demiştir. Memur derhâl parayı uzatmıştır. Aradan biraz vakit geçtikten sonra başka bir kadın bu sefer de bir çiçek sepetile masaya yanaşmıştır. Müdür gene elini cebine atmış, ufaklık bulamayınca aynı memuruna, aynı lâkaydile:

-Şu kadına beş lira versene

Demiştir.

Aradan beş, on dakika daha geçtikten sonra bu sefer de Şefdorkestır kemanile yaklaşarak hazin bir hava çalmaya başlamıştır.

Bütün masanın etrafında bulunan arkadaşlar büyük bir huşu içinde kemanı dinlerlerken müdür konfeti ve çiçek satan kızlara para veren gençe:

-Ne güzel, ne hazin, müteessir oluyorsun değil mi?

Diye sorunca çalgıcıya da on liralık varaka i naktiye vermeye davet edileceğini anlayan biçare memur hemen fırsattan istifade ederek:

-Hakikaten çok hazin. o kadar müteessirim ki eğer bu parçayı sonuna kadar didlersem muhakkak üzerime bir fenalık gelecek, gideyim biraz nefes alayım.

demiş ve kendisini geldigine de gelecegine de pişman olarak barın kapısından dışarı fırlatmıştır.

AddThis Social Bookmark Button