Inkilâp resim sergisi Teşhir edilecek eserlerin toplanmasına başlandı

May 16th, 2008 can --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 12 İlkteşrin 1937

Cumhuriyet bayramında Ankarada açılacak büyük inkılâp sergisi için hazırlanan eserler toplanmağa başlamıştır. Bu sene serginin fevkalâde zengin ve yüksek olacağı anlaşılmaktadır. İnkılâp sergisine güzel sanatlar birliği, müstakil ressam ve heykeltraşlar birliği ve “D” grupu sanatkârları iştirak etmektedirler.

Memleketimizdeki sanat teşekküllerinin ikincisi olan müstakil ressam ve heykeltraşlar birliği şimdi Samsunda kurmuş ooldukları sergiden sonra açacağı yeni sergilere şimdiden hazırlanmaktadır. Müstakil ressam ve heykeltraşlar birliği sanat cereyanını ilk defa İstanbul haricine ve sergileri Galatasaray lisesi ve civarı dışına çıkarmağa muvaffak olan teşekküldür.

Bir sene zarfında sırasile Zonguldak, Bursa, Balıkesir, Ankara ve Samsunda sergiler açan ve gene buralarda sanat kültürü etrafında konferanslar veren birlik Anadolunun daha iç vilâyetlerinde sergiler açmak kararındadır.

AddThis Social Bookmark Button

Tarih Kongresi çalışmasını bitirdi

May 13th, 2008 can --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Dünkü celsede Pr. Afet tezini izah etti, yabancı profesörler nutuklar söylediler

Haber Akşam Postası, 26 Eylül 1937

İkinci Türk Tarih kongresi dün son toplantısını yapmıştır.

Sabahki seksiyon toplantılarından sonra umumî heyet toplantısı saat on dörtte maarif vekili Saffet Arıkanın başkanlığında yapılmıştır.

İlk sözü Alman profesör Hartman almış, yeni Türkiyeden bahsetmiştir. İkinci celse Atatürkün huzurile ve yine Saffet Arıkanın riyasetinde açılmıştır. Vekillerin de hazır bulunduğu bu celsede profesör Afet “Türk-Osmanlı tarihinin karakteristik nokralarına bakış” mevzulu tezini büyük bir belâgat ve muvaffakiyetle okumuş, sık sık alkışlanmıştır.

Profesör Osmanlı imparatorluğunun kuruluşundan başlamış, içtimaî teşkilâtı Türk kültürünün inkişafı, ekonomik teşkilât, imparatorluğun azamî tevessü, inhitatın sebebleri, ıslahat teşebbüslerini ve manasını anlatmıştır.

Profesör Afetin tezinden sonra seksiyonların mesailerine ait zabıtlar okunmuş, reye konarak kabul edilmiştir.
Bundan sonra kongre reisi son gün münasebetiyle bazı profesörlerin söz istediklerini bildirerek bunlara birer birer söz vermiştir.

Profesör Hartman ilk sözü alarak şöyle demiştir:

“-Eğer teşekkürlerimizi kelimelerden başka bir şekilde de ifade edebilirsek, kendimizi bahtiyar addedebileceğimize emin olabilirsiniz. Türk tarihini daha derin anlamak için hepimiz candan gayret edeceğiz, bunu size vaadediyorum.”

Profesör Menghin’in sözleri:

“-Bize fevkalâde bir lûtufkârlıkla bu hâdiseyi yaşamak fırsatını verdiniz.Buna karşı en samimi teşekkürlerimizi sunarız ve ayni zamanda dahi Önderinizin daima yükselen devletinin ve halkının bütün bu inkişafları semerelerini şerefli bir sulh içinde zevk ile idrak etmesini dileriz.”

Profesör Rypka, Avrupanın en eski üniversitesi olan Şarl üniversitesi ile Çekoslavakya şark enstitüsünün hürmet ve sevgilerini türkçe olarak bildirerek şöyle demiştir:

“-Şimdiye kadar koyu karanlıklar içinde kalmış bazı meseleler aydınlanmağa başlamıştı. İmparatorluk devri bu meselelerin halline yardım edemedi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti münevver hükûmeti ve bilhassa Reisicumhur sayesindedir ki hakikî ve ilmî bir tarih, yüksek himaye ve irşatlar altında inkişaf edebilir.

Fransız profesörü Delaporte, Oksford üniversitesi profesörlerinden Mayres memleketleri namına saygı ve sevgilerini bildirdiler.

İngiliz profesörü ezcümle şöyle demiştir:

“-Kongrenin bizzat Türk Cumhurreisi Atatürkün himayesi altında bulunması ve içtimaların sık sık onun huzuru ile şereflenmesi bu hâdiseye hususî bir ehemmiyet verdi. Bu suretledir ki yalnız ileriye değil mazisine de bakmasını bilen ve mazisine bakarak istikbalinin yolunu tayin eden bir millet için tarihî tetkikler ancak ehemmiyet kazanabilir. Kongrenin İngiliz azaları Türk Tarih kurumuna ve onun hâmisi olan Atatürke kalpten gelen hayranlıklarını ve şükranlarını sunarlar ve ilmin terakkisi ile beraber yürüyen büyük saadeti dilerler.”

Leh profesörü Trzevorskai de şöyle demiştir:

“-Temennimiz, bizim için pek aziz olan Türk milletinin, Büyük Önderinin dahiyane ve kuvvetli idaresiyle tarihinin pek şanlı yapraklarına yeni yapraklar ilâve etmesidir.”

İtalyan profesörü Rossi türkçe olarak şunları söylemiştir:

“-Türkiye ile İtalya arasındaki kültürel münasebetlerin daha büyük semereler vermesini temenni ederiz. Türk tarih kurumundan bir ricamız vardır ki, o da Türk-İtalyan bibliyografyası tertip edilmesi hakkında ileri sürdüğümüz teklifimizin kurum tarafından teyit edilmesidir. Ta ki, bu eser müşterek mesainin neticesi olarak daha iyi bir surette fiile getirilsin.
Yaşasın Atatürk’ün Türkiyesi.”

Bundan sonra Macar profesörü Comte Ziçi Macaristan namına demiştir ki:

“-Bu kadar yüksek cengâverlik ve siyaset an’anelerine malik milletinizin şimdi garp medeniyetimizin de faal bir yapıcısı olduğunu görmekle bahtiyarız. Büyük şefin bu değişiklikte ne kadar yüksek ve büyük bir rol oynadığını biliyor ve daha çok uzun yıllar muhterem ve Büyük Önderin size, gösterdiği yolda, rehber olmasını temenni ediyoruz.

Romanya profesörü Nestor, Yunan Profesörü Marinatos da kongre hakkında tahassüslerini bildirmişlerdir.

Son olarak başkan Saffet Arıkan kapanış nutkunu söylemiştir.

AddThis Social Bookmark Button

Konserlerden vergi

February 1st, 2008 Editör --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Akşam, 15 Mart 1938

Konserlere konan ağır vergiler yüzünden ecnebi artistler memleketimize gelemiyordu. Kanun tadil edilip yüzde seksen derecesindeki vergi artık hafifletildiğinden bu kış beş altı büyük artist gelebildi; istifade ettik.

Milli sanatı bilhassa himaye lâzımdır.
Halbuki yerli artistlere, konser hasılâtının ancak dörtte biri kalıyor: Yarısından fazlası rusum ve vergilere (meselâ Münir Nureddin konserinden 250 lira rusum ve vergi tarholunmuştur.) Diğer mesarif bundan hariç…

Yunanistan, gayri safi varıdat üzerinden yüzde on iki alıyor alıyor. Öbür komşularımız da bu mikyaslarda almaktadır.

Maliye Vekâleti eğlence yerlerinde tatbik edilen vergi ve rusumdan konserleri muaf tutarsa ve esaslı bir tadilât yaparsa kültürümüze büyük hizmet edecektir.

AddThis Social Bookmark Button

Kırık kanatlar..

January 14th, 2008 Editör --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

İlk hava şehitlerimiz için yapılan heykel

San’atkârlarımızın en güzel eseri

Vakit, 19 Kânunusani 1930

Geçen nüshamızda, İstanbul-Mısır hava seferini yaparken Kudüs civarında sukut ederek şehit olan ilk Türk hava kurbanları Fethi, Nuri, Sadık Beyler için güzel sanatlar akademisi heykeltraşlar şubesi tarafından bir heykel yapılmakta olduğunu yazmıştık. Bugün bir resmini dercettiğimiz bu heykel tamamlanmak üzeredir. Tayyareci şehitler heykeli yakında ikmal edilecek ve Tayyare Cemiyeti tarafından birheyet delâletile Şama gönderilecektir. Üç şehidin cesedi vaktile kudüsten Şama naklolmuş orada yan yana defnolunmuştu. Suriyenin işgalinden sonra bu üç mezar, Şama uğrıyan Türklerin hazın bir ziyaretgâhı olmuştur.

Heykel Şamda bu üç mezarın üstüne dikilecektir.

Heykel, güzel san’atlar alademisinin pek muvaffak bir eseridir.

AddThis Social Bookmark Button

Senenin en meşhur filmi: “Rüzgâr Aldı Götürdü!”

January 7th, 2008 Editör --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Milyonlarla satılan bu eserin baş rollerini Clark Gable ile Leslie Horward büyük muvaffakiyetle oynadılar

Hakikat, 16 Ağustos 1940

Son zamanlarda çıkan ve büyük sükse yapan yabancıkitablar arasında muhakkak ki en önde gelen, hiç tanınmamış, hattâ bu kitabı yazıncaya kadar hiçbir kitab yazmamış Amerikalı bir kadının yazdığı Gone Withe The Win-”Rüzgâr aldı, götürdü” isimli kitabıdır. Bu kitab Amerikada neşrolunduğundan pek az bir müddet sonra bütün dünyaya yayıldı. Ve muharririne bir milyon dolar kâr bıraktı. Kitabın muharriri bu kitabi yazıncaya kadar hiç edebî bir tecrübe yapmış değildi. Belki bu kitabdan sonra da yazmıyacaktır. Fakat tek kitabının getirdiği para ve şöhret bütün hayatı müddetince ona kâfi gelecek kadar muazzamdır.
Bu meşhur kitab, Amerikada neşredilip de günün hadisesi haline gelince, tabiidir ki Holivuddaki film sosyeteleri derhal faaliyete geçtiler. Ve Producteur, Seiznich, Withe the Win’in filmini yapmayı üzerine aldı. Kitabdaki mühim şahsiyetler için şu meşhur yıldızlar seçildi: Clark Gable, Leslie Horward, Olivie de Hailand. Fakat kitabın, bütün vak’anın etrafında dönmekte olduğu asıl kahramanını, genc kız rolünü yapacak artisti bulmak kolay olmadı.
Holivuddaki bütün büyük yıldızlari, bin bir itinalarla hazırlanan bu yeni filmin baş kadın rolüne göz dikmişlerdi. Fakat Prodecteur Seiznik, bu rol için çok titiz davranıyordu. Bir çok tecrübeler yapıyor, kitabdaki kahramana, Scarlett O’Haro’ya en uygun geleck tipi arayordu. Haftalarca bu araştırma devam etti. Evvelâ bu rolü, Marie Antoinette filmile ne büyük bir san’atkâr olduğunu bir kere daha göstermiş olan saf, tatlı bakışlı Norma Shearer’in alacağı zannedildi. Sonra zeki, mağrur Katherine Hepburn’dan bahsedildi. Cloudette Colbert ismi etrafında rivayetler çıktı. Fakat Seiznik bir türlü karar veremiyordu. Bir aralık Charlie Chaplin’in genc karısı Paulette Goddard akla geldi. Sonra büyük facia artisti Bette Davis’i düşündü. Şu vardı ki bunlardan hiçbiri prodüktörün romanı okuduktan sonra hayalinde yarattığı genc kız tipi değillerdi. Araştırmalar devam etti ve nihayet bir gün Seiznik aradığnı buldu: Hiç tanınmamış genc bir kadın, Vivien Leigh… Daha kısa bir zaman evvel meçhul bir kimse iken birdenbire meşhur olarak starlar sırasına giren bu genc artistin hayatını kısaca anlatalım: Bundan üç dört sene evvel Londrada büyük terzihaneler ve magazin kapakları için resimler çıkartıyordu. Bir zabit kızı idi, bir müddet Londrada Academie Royal Dramatique’de etüd yapmıştı. Sonra hayatını kazanmak için pek mütevazi bir şekilde çalışmaya başladı. O zamanlar Vivien Hartley ismini taşıyordu. Fakat bir avukatla evlenince, kocasının ismini aldı. Bu isim altında bazı filimlerde küçük roller kabul etti. Bir kaç İngiliz filminde de sükse yapmadı değil. Bir defa da Holivudda film çevirdi. Fakat istediği şöhreti yapamıyordu. Prosukteur Seiznick, yeni filmi için bir çok genc istidadları toplamış, önünden resmi geçid yaptırıyordu ki birdenbire onu gördü. işte o zaman film âmili heyecan içinde şöyle bağırmıştı:
-İşte romanın kahramanı, işte Scalette O’Haro…
En mühim müşkül halledilmiş, filmin baş kadın rolünü alacak san’atkâr seçilmişti.
“Gone Wothe the Wind” ın çevirdiği tam üç sene sürdü. Üç sene sonra vak’anın cereyan ettiği şehirde, Atlanta’da büyük bir gala verilerek, film gösterildi. Bütün davetliler o zamanın elbiselerini giymişlerdi. Producteur Seinick, o gece servetini ve mevkiini oynayordu. Vivien Leigh ise şöhretini… Her ikisi de kazandılar. Film baştanbaşa renkli idi. Dört saat devam etti. Bütün yıldızlar, bilhassa başlıca kahramanları Viven Leigh, fevkalâde muvaffak olmuşlardı. Gone With The Wind hâlâ Amerikanın bir çok sinemalarında birden oynayor. Temenni edelim ki bu güzel film yakın zamanda Türkiyeye de getirtilsin.

AddThis Social Bookmark Button

Şarlo öldü!

December 25th, 2007 Editör --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Fakat Çarli Çaplen değil, Şarlo!

Haber Akşam Postası, 18 Eylül 1937

Holivuttan gelen haberler “Şarlo”nun öldüğünü bildiriyor. Fakat ölen Şarlo, bizim bildiğimiz Şarlonun kendisi değildir. Sinemada gördüğümüz, yersiz yurtsuz adam kıyafetindeki fırça bıyıklı Şarlodur.

Şarlo artık bu kıyafete veda ediyor. Son defa bu kılıkla “Asri Zamanlar” filminde görünmüştü.

Gerçi Şarlo bu kıyafeti ile sinema perdesinden çekilip gidiyor ama, onun yerine yepyeni bir kılık bulmuştur… Acaba bu kılık nasıl bir şeydir? Şarlo bunu henüz bildirmiyor….

Eski Şarlo söz söylemezken. “yeni Şarlo” filmde konuşacak, tamamen yeni bir şahsiyet olarak görünecektir.

Evrensel şöhrete sahip olan komik Şarlo, şimdi yeni bir film hazırlamakla meşguldür. Bu film bir seneden evvel bitmiş olmıyacaktır.

Filmde kadın rolünü yapacak olan artist, Şarlonun karısı Robert Godardır.

Vakayı bu kadar anlatmışken, Şarlonun şimdiye kadar sesli filmlerinde niçin konuşmadığını yazalım.

Serseri kılıklı adam kıyafetinden vaz geçtikten sonra Şarloya sormuşlar:

-Bu adam neden konuşmıyordu?

-O kılıkta adama konuşmak yaraşmıyordu onun için yeni bir şahsiyet ve kıyafet ortaya koymaklığım lâzımgeliyordu. Şimdi onu yapıyorum.

AddThis Social Bookmark Button

Koca Sinanın elinden çıkmış bir plânı bulundu

December 22nd, 2007 Editör --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Akşam, 31 Mart 1938

Bu plân Üsküdar iskelesi karşısında bulunan Mihrimah camisine aittir. Topkapı sarayı müzesinde tasnif edilmekte olan arşivin en muvaffakiyetli neticelerinden biri de eski mimarî eserlere ait plân ve projelerin meydana çıkması olmuştur.

Bu mühim eski plân üzerinde tedkikat yapıldığı zaman her halde Sinana ait olduğu kanaati hasıl olmuştu. Bunun üzerine müzeler mimarı B. Kemal Altay Üsküdardaki Mihrimah camisinin şimdiki plânını, bulunan eski plânla karşılaştırarak birbirinin tamamı tamamına ayni olduğunu görmüştür.

Mihrimah camisinin plân esasında merkezi kubbesi üç geniş nısıf kubbe ile şeklenmmiştir. Bu şekil ise Sinannın kıymetli etüdleri içinde yalnız Mihrimah camisinin müstesna plânında görülmektedir.

Koca Sinanın elinden çıkan plânın hututu tersimiyesi, esas ve teferrüatı gayet açık belli etmektedir.

AddThis Social Bookmark Button

Semiha Berksoy

December 19th, 2007 Editör --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Vali kıymetli sanatkârımızın çalıştığını söylüyor

Akşam, 8 Nisan 1938

Dünkü Son Posta gazetesinde, şan tahsili için iki sene evvel Berlin’e Yüksek Muallim musiki mektebine gönderilen şehir tiyatrosunun kıymetli primadonnası Semiha Berksoyun Berlindeki vaziyetine dair bir yazı vardı. Semihanın tahsilini terkederek evlendiği şayi olmuş, bu şayia tahakkuk etmekle beraber, Semihanın mektebe devam etmiyerek serbes dolaştığı anlaşılmış ve kendisine şiddetli bir mektub yazılarak derslerine devam etmediği takdirde tahsisatının kesileceği bildirilmiştir.

Bu haberin doğru olup olmadığını öğrenmek isteyen bir muharririmize vali ve belediye reisi bay Muhiddin Üstündağ şu izahatı vermiştir:

-Her yerde her kıymete muhakkak iftira ve buhtann musallât olur. Geçen sene Semihanın çalışmadığı bizim de kulağımıza geldi. Meseleyi inceledik, söylenenlerin dedikodudan ibaret olduğu anlaşıldı. Semiha Berlinde çalışmaktadır. Evlendiğine dair hiçbir malûmatımız yoktur. Gerek Türk talebe müfettişliğinden, gerek mektep idaresinden talebelerimiz hakkında gelen raporlar meyanında Semihanın mesaisi bilhassa takdir edilmektedir. Semiha Berlinde on beş günde bir kere konser vermektedir. Berlin Türk talebe cemiyetinde ve sefaretimizde verdiği konserlerde çok muvaffak olmuş konserlerde hazır bulunan kor diplomatik sanatkârımızı takdir etmiştir.

Semihanın tahsili 1939 senesi nihayetinde bitecektir. Mektep idaresi beş senelik tahsili yüksek kabiliyeti ve çalışmasile üç senede bitireceğini bize bildirdi. Tahsisatını tahsili bitinceye kadar göndereceğiz. Çalışan ve takdir edilen bir talebeyi efkârı umumiyeye bu suretle teşhir etmek hem iyi bir şey değil hem de insafsızlıktır.

İstanbul valisinin bu sözleri bizi memnun etti. Semiha Berksoyun sesi cidden nadir bulunan gür seslerdendir. Müstakbel Türk operasının primadonnasına biz de mesaisinde muvaffakiyetler temenni ederiz.

AddThis Social Bookmark Button

Son Posta 30 Temmuz 1934

December 18th, 2007 Editör --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Hatıra defterlerinin Yerini Filimler Alıyor
Bu Gidişle Fotoğraf Kolleksiyonlarının da Tarihe Karışması Muhtemel

Sinema, pek haklı olarak her yere burnunu sokuyor. Bütün medeni dünyada ve fakat bilhassa Amerikada, sinema her sahada kendini göstermiş en ehemmiyetli bir ihtiyaç halinde yokluğunu hissettirmek vaziyetine girmiştir. Mekteplerde tedrisat kısmen öğretici filimlerle yapıldığı gibi terbiyevi filimlerden de hapishanelerde mahkûmları ıslâh etmek hususunda istifade ediliyor. Hastanelerde tedavi işlerinde bütün eğlenceli filimlerden yapılan istifade çok büyüktür. Hülâsa, köylüleri tenvir etmek hususunda, hastalık mücadeleleride ve daha birçok sahalarda filimlerden geniş mikyasta faydalar temin olunuyor.

Fakat son zamanlarda sinema filimleri hatıra defteri olarak ta kullanılmıya başlanmıştır. Amerikada ortaya atılan bu yeni moda kısa bir zaman içinde yüz binlerce taraftar bulmuştur. Bizdeki seyyar fotoğrafçılar gibi orada da gezginci sinema operatörleri türemiştir. Bunlar arzu eden kimselerin fotoğraf yerine sinemalarını alıyorlar, bu suretle hatıra defterinden çok daha belagatlı ve şüphesiz fotograftan daha canlı ve hareketli birer koleksiyon vücude geliyor.

Meselâ Amerikada bir nikâh ve düğün merasiminin artık fotoğrafı çekilmiyor. Evlenen çiftler kiliseye veya evlerine sinema operatörlerini çağrıyorlar, nikâh veya düğün resimelerinin bütün safhaları olduğu gibi filme alınıyor. Bu filimler evlere konulan küçük mikyasta sinema makineleri vasıtasile seyredilmek suretile de ayrıca bir eğlence mevzuu oluyor.

Meselâ canınız bir gezinti yapmak istiyor, çoluk çocuğunuzla bir kır safasına veya bir plâj eğlencesine çıkıyor ve bunun da canlı bir hatırasını tesbit etmek istiyorsunuz. Artık iş kolaylaşmıştır. Hemen bir sinema operatörü çağrıyorsunuz ve o günkü gezintinizin muhtelif safhalarını filme çektiriyorsunuz. Sonra evinizdeki küçük sinema salonunda bu filmi istediğiniz zaman seyrediyorsunuz.

Bugün Amerikada bu yeni moda haylı alıp yürümüştür. Hemen tüm zenginlerin evlerinde birer sinema salonu vardır. Bu salonlarda o ailelerin hususi hayatlarına ait filmler gösteriliyor, komşular ve diğer aile dostları da bavet edilerek bu filimleri onların da görmeelri temin ediliyor.

İşte bu yeni modanın tesiriledir ki artık hatıra defteri tutmak usulü ve hele fotoğraf kolleksiyonu yapmak tarihe karışmak üzeredir.

Şunu da söyleyelim ki kâğıt fabrikacıları ile fotoğrafçılar bu yüzden, daha şimdiden hayli zarara girmişlerdir. Çünkü hatıra defteri satışı oldukça azaldığı gibi fotoğrafçılara karşı rağbet gösterilmemeye başlanmıştır. Bunun tesiriledir ki bir kısım fotoğrafçılar işi hususi sinemacılığa dökmüşlerdir.

Diğer taraftan amatör sinemacılık ta oldukça genişlemiştir. Amerikada ve kısmen de Fransada birçok amatör artist türemiştir. Bunlar kendi aralarında bazan çok güzel filimler tertip ediyorlar. Sonra bunları kendi hususi sinema salonlarında dostlarına gösteriyorlar.
İşte bu amatör işi sinemacılık ta hakiki sinemacılığa karşı menfi bir tesir göstermeye başladığı içindir ki sinema kumpanyaları yeni yeni tedbirler almak vaziyetinde kalmışlardır.

Ayak Müsabakası

Paramunt stüdyosunda geçenlerde bütün kadın yıldızların ve kadın figüranların iştirakile bir ayak müsabakası yapılmıştır. Çok eğlenceli geçen bu müsabakada şirin yıldızlardan Joan Marş en küçük ayak birinciliğini kazanmıştır. Bu müsabakayı tertip eden meşhur bir kunduracı Joan Marşa on sene müddetle her sene beş çift iskarpin hediye edecektir.

Beyaz Perdenin Yeni Ve Son Haberleri
Eski Yıldızlara İtibar Gösterilmesi Yeni Yıldızların Canını Sıkıyor

Holivutta son üç ay içinde sessiz film zamanında meşhur olan yıldızlardan birkaçı tekrar sinemaya intişap etmişlerdir. Bunlar vaktile çok kuvvetli artist idiler. Yalnız şarkı ve musiki cihetinden cahil bulunuyorlardı. Fakat musiki öğrenmek güç bir şey olmadığıan göre bu gibi yıldızlardan bir kısmı musiki tedrisatı yapan mekteplere devam etmek suretile bu noksanlarını telâfi etmektedirler. Hatta eski yıldızlardan birçoğu bugün üstat derecesinde musikişinas olmuşlardır.

Sesli filmden sonra sönüp te son günlerde tekrar parlayan yıldızlardan biri de Rüt Klayforttur. Bu eski yıldız, uzun bir çalışma neticesinde çok güzel bir şarkıcı olmuş ve bu sayede de sinemaya yeniden intisap etmiştir. Rüt Klayfort yeni çevrilmekte olan “Elmer ve Elzi” isminde bir sevda filminde baş rolü temsil etmek üzere bir mukavele imzalamıştır. Bu filmde yeni yıldızlardan cici Frans Füller’in de mühim bir rolü vardır.

Haber verelim ki eski yıldızların tekrar sinema hayatına atılmaları yeni yıldızların canlarını sıkmaya başlamıştır. Bunlar bu yüzden kendilerinin pabuçları dama atılacakları endişesindedirler.

  • Bugünün en güzel yıldızlarından dilber Mae Vest’in babası Mister Betling Vest, Dört senedenberi görmedği kızının hasretini gidermek için Holivuta gelmiştir. Mae Vest babasının kendi ayağına kadar gelmesinden çok hislenmiş ve bir köşk satın alarak babsına hediye etmiştir.

  • Sinema yıldızları arasında ençok dil bilen şu, yıllardanberi beyaz perdede seyrettiğimiz erkek yıldız Adolf Menju dır. Aslen Fransız olan ve küçük yaşta Amerikaya gidip orada büyüyen Menju bugün beş lisanı, tıpkı ana dili gibi konuşmaktadır. Menju Fransızcadan başka, İngilizce, Almanca, İspanyolca ve İtalyanca bilmektedir. Bu eski yıldız önümüzdeki mevsim içinde bu beş lisandan beş filim çevirmek üzere bir konturat imzalamışlardır.
  • Sinema yıldızlarından Karl Brisson vaktile sinemaya intisap etmeden evvel maruf bir boksördü. Birçok müsabakalar yapmış ve bilhassa boksörlük hayatının son senelerinde hayli muvaffakiyetler kazanmıştır. Bugün de sinemada muvaffakiyetler temin etmektedir.
  • Bugün Holivudun birinci sınıf komedi yıldızlarından olan Meri Boland küçükken yani altı yaşında iken bir tiyatroda bir facia piyesinde rol almıştı.

Marifetli Bir Yıldız
Evelin Venabl’in Bilmediği İş Yoktur

Holivudun yeni yıldızlarından güzel ve şirin bir kız olan Evelin Venabl binbir marifetli bir yıldızdır. Bilmediği ve beceremediği iş yoktur. Evvelâ mükemmel bir ev kızıdır. Yemek pişirmesini temizlik yapmasını çok iyi bilir. Sonra iyi bir bestekârdır. Çok güzel dans havaları bestelemiştir. Güzel Evelin beygire binmek hususunda bütün kadın yıldızların üstündedir. Ona “Çapkın süvari” derler. Bu cici kız kotra yarışlarında da daima birinciliği kazanır ve ayni zamanda iyi bir yüzücüdür. Hattâ bir aralık vağur kaptanlığına bile merak ederek bir sene kadar bir gemide kaptan yamaklığı ve dümencilik yapmıştır. Tabiidir ki her yıldız gibi Evelin de otomobil kullanmasını bilir.

Cambazın Kızı

Lida Roberti Hoivut yıldızlarının elüstünd tutulanlarından biridir. Babası meşhur bir cambazdı ve meslek iktizasını mutelif memleketleri dolaşmak mecburiyetinde idi. Kızını çok seven babası bunu yanından ayıramamış her gittiği yere götürmüştür. Bu yüzden de kızcağız tahsilini muhtelif mekteplerde yapmıştır. Bir hesap neticesi anlaşılmıştır ki Lida tamam altmış mektepte okumuştur.

AddThis Social Bookmark Button

Radyo programına millî havalar konuyor

December 17th, 2007 Editör --- Kültür Sanat Henüz yorum yapılmamış »

Enderun musikisine temas edilmiyecek, yalnız halk havaları söylenecek

Akşam, 5 Şubat 1936

Matbuat umum müdürlüğü İstanbul radyosu programına millî havaların konulması için radyo şirketine bir tezkere göndermiştir. Bu tezkerede tamburcu Osman pehlivanın radyoda Türk halk havaları çalması ve söylemesi muvafık görüldüğü bildirilmiştir. Sanatkâr millî musiki örnekleri verecek ve millî çeşnilerile halk havalarını söyleyecektir. Ancak fasıl ve enderun musikisine temas etmiyecektir.

Yeni programın tatbikine cuma günüden itibaren başlanacak ve program haftada bir tatbik edilecektir. İlk millî hava yayımı cuma günü akşamı saat sekizden sekiz buçuğa kadar olacaktır. Radyo şirketi ileride bu kabil neşriyatı daha ziyade arttırması için hazırlık yapmaktadır.

AddThis Social Bookmark Button