Kari mektupları

December 23rd, 2007 Editör --- Şehir Haberleri, Şikâyetler Henüz yorum yapılmamış »

Akşam, 14 Kanunusani 1936

Cami helâları
Camilerimizin helâları o kadar berbattır ki böyle zamanda bu gibi umumî yerleri bu kadar ihmal etmek bilmem ne derecede doğrudur? Haydi hepsini yapmağa belki de Evkafın bütçesi müsaid değildir. Fakat Beyazıt, Süleymaniye gibi büyük camilerimizin helâları da Yenicamininkiler gibi olamaz mı? Bu hususta aid olduğu makamın nazarı dikkatini celbetmenizi dilerim.
Ahmed

Kadıköy tramvayları
Kadıköyüne tramvay işlediğindenberi sokağa korku ile çıkıyoruz. Buna sebeb yolların darlığı ve bu yüzden her dakika tehlikeye maruz kalmamızdır. Kaldırımlar o kadar dardır ki biraz kenardan gidilse tramvay arabasının altında kalmak muhakkaktır. Bunun için tramvay sesi duyulunca durmak ve tramvayın geçmesini beklemek lâzımdır.
Tramvay arabalarının eskiliği de tehlikeyi arttırıyor. Buna bir çare bulmak lâzımdır.
Hikmet İren

Yedikulede kaldırımı çok bozuk bir sokak
Yedikule Ağaçkakan caddesinde oturan bir okuyucumuz yazıyor:
Yedikule tramvay caddesi ile Kocamustafapaşa caddesi arasında yapılan parke kaldırım Hacı Evhad Tavanlı çeşmesi önüne kadar geldikten sonra her nedense orada yarım bir şekilde bırakıldı. Halbuki buradan ötesi, Ağaçkakan caddesi kaldırıma çok muhtaçtır. Burası uzun zamandanberi bozuk arnavud kaldırımı ile kalmıştır. Bu yüzden buralarda oturan halk yağmurlu havalarda bilhassa kış mevsiminde bu yoldan geçmekte büyük müşkülâta uğruyor. Yolun bozukluğu yüzünden otomobil bile bu sokağa gelemiyor. Parke kaldırımı Tavanlı çeşmesine kadar getirtmek lütfunda bulunan belediyemizden bu kaldırımın yarım kalan Ağaçkakan caddesini de yaptırmak lütfunda bulunmasını gazeteniz vasıtasile bütün Ağaçkakan halkı dilemektedir.
Okuyucularınızdan Osman

AddThis Social Bookmark Button

Karilerin dertleri

November 24th, 2007 Editör --- Şikâyetler 1 Yorum »

Bir Amerikalı seyah dün akşam polise müracaat ederek şu şikâyette bulunmuştur:

-Günlerdenberidir Istanbulda bulunuyorum. Dün akşam kızımla beraber Istanbul cihetinde bir tenezzüh yapmak maksadile Galata köprüsüne geçmek istedik. Tam köprünün başına geldiğimiz zaman başında kasket, sırtında kurşuni bir gömlek ve boynunda da bir kutu taşıyan iri cüsseli bir adam yolumuzu keserek elini uzattı, -para-diye bağırdı. Bendenizin, par prensip caddelerde onun, bunun yolunu keserek, para isteyen tenbellere muavenet etmek adetim değildir. Hiç bu adamın yüzüne bakmadan yoluma devam etmek istedim. Fakat hiç işidilmemiş bir tarzda bu adamın arkamdan gelerek yakama yapıştığını gördüm.

Herif gözlerini açarak ‘para, para’ diye bağırıp duruyordu.

-Be adam dedim, Bir insandan zorla para alınır mı? İstersem veririm, istersem vermem.

Herif dert dinlemedi. Parmaklarını birer kilit gibi yakama takmış, muttasıl beni çekip duruyordu. Kızım korktu. “Aman baba, bu ne biçim dilenci! dedi, baksana gözlerine. Eğer para vermezsen bu adam seni döğer. Zahar Türkiyede dilenciler zorla para alıyorlar. Baksana herkes nasıl veriyor.”

Kızımın ihtarı üzerine başımı çevirip baktım. Filhakika bütün halkın benim yakama yapışan dilenciye benzeyen diğer bir takım dilencilere muntazaman birer kuruş verip geçdiklerini hayretle gördüm. Bunun üzerine, belâdan kurtulmak için kırk para çıkarıp verdim. Ben artık zannediyordum ki bu müziç dilenci yakamı bırakarak teşekkürle yanımdan ayrılacak. Halbuki ne yapdı, beğenirsiniz? Bana “mersi” diyecek yerde “Kızın için de bir kuruş ver, öyle bırakayım demez mi?”

Kafam attı. Osırada bizi lakayt seyreden polise dönerek İngilizce bilen bir adam vasıtasile işe müdahele etmesini ve yakamı bu dilencinin elinden kurtarmasını söyledim. Polis bana karşı ne dese beğenirsiniz? “kuruşu vermek mecburiyetindesiniz” dedi. Artık tahammülüm kalmamıştı. Kendimi buraya zor atabildim.

Rica ederim Halktan zorla para alan bu dilencilerle bu dilencileri şayanı hayret bir şekilde himaye eden polisin tecziyesini talep ederim…”

İkdam, 25 Birincikanun 1928

AddThis Social Bookmark Button

Karilerin dertleri

November 23rd, 2007 Editör --- Şehir Haberleri, Şikâyetler Henüz yorum yapılmamış »

Şehremaneti yüzbinlerce lira sarfederek Edirnekapıda muazzam bir büluvar vücude getiriyor.

Bir yandan tesviyei türabiye yapılırken diğer taraftan da Tramvay şirketi hat tefrişine çalışıyor.

Nihayet bin bir emeKten sonra muazzam bir tarla manzarası veren İstanbulun bu harap köşesinde bir eser vücuda getirildi. Fakat her iş intizamına girip tramvaylar işleyeceği şu sırada tam yapılan bulvarın ortasında harap bir evi olan ihtiyar bir kadın evinin yıkılmasına razı olmadı. Yalvardılar, yakardılar: (Aman hanım, canım müsade et şunu yıkalım 200 lira değer olmayan bu harap eve 2000 lira verelim.)

Hayır, hayır, hayır…

Kadın inat etti. “Bu ev bana rahmetli kocamdan kaldı. Yattığı yer nur olsun. Bu evi gördükçe onu hatırlıyorum. Bunun için satmam”

Şehremini bizzat ihtiyarın ayağına gitti. Elini öptü, yüzünü öptü. “Aman valide hanım dedi, görüyorsun buraya bu kadar para sarfettik, bu kadar evleri satın alıp yıktık. kocaman bir cadde açtık. Yapılan tramvay yolu evinin önünde geldi durdu. Senin yüzünden iki aydır inşaat yapamıyoruz. Sana 2000 lira, 3000 lira verelim şu harap evden vaz geç, inşatı bitirelim”

Bir Hindistan Mihracesi kadar inadçı olan ihtiyar sadece şu cevabı veriyor:

-Rahmetlinin içinde öldüğü bu evi ölürüm de yene size vermem işte bukadar….,,

Şehremini muztar kalmıstır. Mahkemenin vereceği kararı beklemek lazım geldiği takdirde Edirnekaıdaki inşaatı bir müddeti muvakkata için tatil etmek mecburiyetinde kalacaktır.
Meselenin cemiyeti umumiyei belediyede müzakeresi tekarrür etmiştir.

Amerikan gazeteleri mahabirleri dün Edirnekapıya giderek bu evin müteaddit resimlerini almışlar ve bu resımleri 20nci asırda kocasının hatırasına hörmet eden bir Türk kadının macrası sarlavhalı bir mektupla gazetelerine göndermişler.

İkdam, 24 Birincikanun 1928

AddThis Social Bookmark Button

Haklı şikâyetler / İşçilerden ve hademeden kesilen paralar

November 22nd, 2007 Editör --- Şikâyetler Henüz yorum yapılmamış »

Şehrimizin büyük hastanelerinden birinden iki hademe aşağıdaki mektubu yazıyor ve imzalarının mahfuz tutulmasını istiyor:

“Bizler ne zaman bir tabak yahud bardak kırsak, parası şahsen her birimizden alınır. Buna rağmen aybaşlarnda on kuruşumuzu maaşımızdan gene kesmektedirler. Sorarız:
-Ne parası?
-Kırılan tabaklar için… Herkesten müsavat dairesinde kesiyoruz, derler.

Bu revayı hak mıdır?

Dikkati celbediniz de bu paraların muhasebede varidat olarak gösterilip gösterilmediği tahkik edilsin ve böyle iki kere kesilmenin olup olmadığı hakkında da bir karar verilsin.
Hastanenin ismini kimseyi lekelememek, fakat herkesi kontrola amirleri sevketmek hüsnü niyetile yazmadık.

Bizce asıl mesele şudur:

Değil böyle iki katlı kesişler, hatta kırılan tabak parasını hademeden bir kere bile almak doğru mudur?

İnsan evinde de öteberi kırar. Çalışma esnasında muayyen nisbetlerde kazalar, zararlar olması tabiidir. Bunun önüne geçilemez. Binaenaleyh makul bir fasıl ayırmak, her müessesede bu gibi zararları ona ithal etmek gerekir. Suiniyeti ve tahammülfersa sakarlığı görülen hademeye ve ameleye de ona göre tedbir almak lazımdır. Yoksa, fakir fıkaranın geçim parasından, masarifi umumiyeye taalluk etmesi icabeden böyle kesintiler fikrimizce adilane değildir.

Akşam, 1 Mart 1938

AddThis Social Bookmark Button