Atatürkün muallimlerle hasübhali

May 16th, 2008 can --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 27 Eylül 1937

Türk Tarih cemiyeti asbaşkanı profesör Afet dün saat 16 da ikinci tarih kurultayına iştirak eden muallimler şerefine Beylerbeyi sarayında bir çay ziyafeti vermiş ve ziyafeti Büyük Önder Atatürk huzurlariyle şereflendirmişlerdir.

Atatürk, Beylerbeyi sarayına geldikleri zaman refakatlerinde maarif vekili Saffet Arıkan, nafia vekili Ali Çetinkaya, Bükreş elçimiz Suphi Tanrıöver ve diğer zevat bulunuyordu.

Beylerbeyi sarayında bir müddet hasbıhalde bulunan Atatürk muallimlerle beraber Akay idaresinin Göztepe vapuruna binmmişlerdir. Vapur, Kandilliye kadar bir tur yaptıktan sonra Köprüye dönmüşlerdir.

Atatürk, köprüde muallimlere veda ederek vapurdan ayrılmış ve otomobille saraya gitmişlerdir.

AddThis Social Bookmark Button

Tasarruf bahsinde kürkü de unutmıyalım

May 13th, 2008 can --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Kürk için bir senede harice 700,000 lira veriyoruz

Bir kürk manto temini için borca giren buhran geçiren aileler var

Vakit, 2 Kânunusani 1930

Millî iktısat ve tasaaruf mücadelesinde kahve ve çayın ihlamura tahviline ve yahut mümkün olduğu kadar az içilmesine çalışılır, ipeklilerin yerli ipeklilerle, lâvanta ve ıtriyatın yerli lâvanta ve kır çiçeklerile mübadelesine gayret edilirken kürk manto iptilâsından da pekâlâ vaz geçebiliriz kanaatindeyiz.

Tasarruf cemiyeti bir sene zarfında verilecek balolarda ayni elbisenin giyilmesini hanımlarımızdan rica ederken bu nokta hakkında da işarette bulunacağına ümit ediyoruz.

Kürk iptilâsının millî servetimizden bir senede çektiği paranın miktarını ne kadar tahmin edersiniz? Tam 700000 lira! Ve bu para sadece gümrük idaresinin kaydettiği bir rakamdan ibarettir. İşin maddî ve manevî zararları bu kadarla asla kalmıyor. Zengin ailelerden bahsetmiyoruz. fakat nice orta halli aileler ve memurlar sınıfı vardır ki ev halkından birisinin kürk mantoya matuf arzu ve ısrarını yerine getirmek için nelere katlandıklarını ufak bir merak bize aşağı yukarı anlatmıya kâfi gelir.

Dinlediğimiz hikâyeler içinde bir kürk manto mukabilinde satılan veya rehine konulan evlere … aylarca ödenmek bilmiyen maaş mukabili fahiş faizli istikrazlara bol bol tesadüf ediliyor. 250 liradan başlıyarak 2000 liraya kadar çıkan bir kürk mantoyu, meselâ ayda 120 lira kazanan bir memur başka türlü nasıl temin edebilir ki. Şu halde bu madde yüzünden millî servetimizden kaybettiğimiz paranın yalnız (700) bin lira olduğunu kim iddia edebilir.

Kürk yerine kumaş!
Yukarıda da işaret ettiğimzi gibi millî tasarruf mücadelesinde ilga edeceğimiz lüks eşya meyanına kürkü de pekâlâ ithal edebiliriz. Kürk yerine zarif mantolar yapacak güzel kumaşlarımız vardır. Belki bir kürkü kalın kumaşlarla ısıtmak noktasından mukayese edecekler bulunabilir. Bu noktayı biz de düşündük ve buna cevap vermesi için Dr. Ali paşadan rica ettik. Bakınız muhterem doktor ne diyor:

-Çok mühim bir noktaya işaret ediyorsunuz. Memleketimiz Sibirya değildir. Bir kürkün yerine pekâlâ yerli kumaşlarımız ikame edilebilir. Kürkün sıhhî noktadan kalın kumaşlardan farkı yok gibidir. Esasen bu noktaya hanımlarımızın ekserisi itiraz edemezler zannediyorum.

Biz nice aileler biliriz ki gıdasından kesmiş, hayata değil, bir kürk mantoya kıymet vermiştir. Hem efendim cidden garip. Eskiden kürklere ihtiyarlar rağbet ederlerdi. Kürk ihtiyar işi idi. Şidmi bunu gençler süs telâkki ediyorlar.
Milyonlarca liramız bu ve bunun gibi “Süs” telâkkilerinden Avrupaya akıyor. Çok yazık.

Çok temenni ederim ki lüzumsuz süslerden artık vaz geçelim.

AddThis Social Bookmark Button

Dersim hâdiseleri

May 9th, 2008 can --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 19 Eylül 1937

Başvekil İsmet İnönü meclisin dünkü içtimaında Nyon anlaşması görüşüldükten sonra Dersim hâdiselerine temas ederek şu izahatı vermiştir:

“-Bu toplantıdan istifade ederek büyük meclise dahilî bir mesele hakkında da maruzatta bulunmak için izin isterim.
Arkadaşlar, faydalı faaliyetinize fasıla verdiğiniz zaman size Tuncelindeki vaziyetin bir hulâsasını yapmıştım. O günkü vaziyeti tafsilen arzetmiştim. Şimdi size Tuncelindeki vaziyetin bugünkü halini arzetmek isterim.

Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretten müşevvik ve sergerde ne kadar adamlar varsa bunlar reislerile beraber faaliyet imkânından tamamen mahrum bırakılmıştır. (Alkışlar). Altı aşiretten birinin reisleri imha edilmiş ve diğerlerinin reislerinin hepsi yakalanmış, adalete teslim edilmiştir.

Tuncelinde isyan ve ıslahat an’anesi, Dersimin bütün hatıraları, dağları, tepelerile bir takım aşılmaz, geçilmez ve bütün isyanlara mesned olan yuvaların ve istinat noktalarının hikâyelerinden ibarettir. Orada Kutuderesi, Kalan deresi, Dojik baba dağı ve saire gibi isimler vardır ki, sadece bu isimlerin telâffuzu ve eskiden bir çok seferlerin bunlardan biri etrafında kördüğüm olup kaldığını, bahusus, isyan edenlerin bunlardan biri içinde sığınarak aşılmaz bir melce halinde maksatlarına muvaffak olduğunu ifade ederdi.

Cunhuriyet ordusu ve zabıtası bu hâdise esnasında yaptığı takiblerde hurafe olarak zihinlerde yerleşen ne kadar uçurum halinde dere ve ne kadar çıkılmaz dağ varsa hepsini Ankara sokakları gibi baştan başa geçmişlerdir. (Alkışlar). Kanun götüren ordu, jandarma neferlerinin ve ordudan bir neferin ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur. (Bravo sesleri, alkışlar)

Bugün orada yapılmakta olan yollar, kışlalar ve karakollar, mektepler, hükûmet konaklariyle memleketin en mamur ve en ziyade iş içinde bulunan bir muhitinin manzarasını görmekle size, hepimize zevk verse gerektir. (Alkışlar)
Arkadaşlar, mukavemet vaziyetini bertaraf ettikten sonra, halkın refah ve serbestisi için takib edilen programa devam ediyoruz. Bu vaziyeti size arzederken yazın başındanberi devam eden faaliyette kaçınılıması mümkün olmıyan insan zayiatının da neden ibaret olduğunu, olduğu gibi söylemek isterim. Dün akşama kadar yani 17 Eylüle kadar Dersim harekâtının başından itibaren verilen zayiat şudur:

Subay: bir şehit, dört yaralı.
Er: 28 şehit, dört yaralı.
Bekçi: bir şehit, bir yaralı

Arkadaşlar, cumhuriyet kanunlarının hükümlerini yerine getirmek için aziz canlarını severek bu vatan uğruna feda eden subay ve er bütün vatan evlâtlarını huzurunuzda hürmetleyadediyorum. Bu vazifeyi ifa etmek için bütün kudretlerini aşkla sarfeden Cumhuriyet Ordusunun ve Cumhuriyet jandarmasının, kumandanlarına subay ve erlerine takdir ve şükranlarımızı ifade ettiğim zaman B.M. Meclisinin asil hissiyatını ifade etmiş olduğuma eminim. (Bravo sesleri, alkışlar).
Arkadaşlar, bütün bu hareket esnasında isyana iştirak eden, iğfal edilmiş zavallılarda vukubulan zayiatı olduğu gibi size söyliyeceğim.

İsyana iştirak edenlerden 265 maktul vardır. 20 yaralı ve 27 yakalanmış ve müsademe esnasında 849 kişi teslim olmuştur. Bunların içinde mücrim olan, bilerek fenalık yapmış olan ve birçok zavallıların zararına sebeb vermiş olanlar vardır. Fakat bu çalışkan ve istidatlı Türk halkının en çok kısmı, fesatçıların, bu fena başların zulmünden zarar görmüşlerdir. Bilerek, bilmiyerek, muhalefet yoluna sapıp kanunun şiddetli tedibatına maruz kalmış olarak hayatlarını kaybedenler hakkında da B.M. Meclisinin teessürlerini ve bunun diğer vatandaşlara ibret olması temennilerini ifade ediyorum zannediyorum.
Arkadaşlar, hakikati Türk milletine olduğu gibi söylerken bulunduğu gibi, bu kadar uzun süren cumhuriyet kanunlarını behemehal yürütmek için gösterilen azim, şiddet karşısında bile zayiatın binnetice hafif olmasına dikkatinizi celbetmek isterim. Silâhlar çok müessir ve silâhları kullanmak için hiçbir tereddüt olmadığı halde isyan edenlere karşı silah kullanan ordu heyetleri ve cumhuriyet jandarması bir hayatı kurtarmak için ve korumak için ve içtinabı kabil olan bir zararı ika etmemek için son derece şefkatle, kuvvet içinde mündemiç olan şefkatledir ki, zayiat böyle mahdut sahaya inhisar etmiştir.
B.M. Meclisinin memnun olacağına eminim. İsyana iştirak eden aşiret reislerinin hepsi mahkemeye verilmişlerdir. Umumî, tabiî olan adliye mahkemesine verilmişlerdir. Bunlar hâkimlerin vereceği hükümlere göre, cumhuriyet kanunlarının kendileri için işaret ettikleri hükümleri, hâkimlerin ağızlarından işiteceklerdir.

Arkadaşlar, cumhuriyet kanunlarının ancak refahı, umranı, iyi geçinmeyi ehdef tutan hükümlerini yürütmek için çetin şartlar içinde alınan müsbet neticelere ermek için cumhuriyet idaresinin kuvvetli olduğu kadar şefkatli ve adaletli olduğunu göstermek itibarilt Tunceli hâdisesi en son ve en mukni bir misal olmuştur. (Şiddetli alkışlar, bravo sesleri).

Başvekilin  untkunu müteakip Reis Aüdülhalik Renda yapılan tasnif neticesini bildirdikten sonra meclis ikinci teşrinin birinci gün toplanmak üzere içtimaına nihayet vermiştir.

Seyit Rıza arkadaşlarile yüzleştirilecek

Elâziz, 19 (Hususi)- Yarın Seyit ile diğer suçluların muvacehelerinin yapılması ihtimal dahilindedir. Seyit Rıza hapishane müdürlüğüne müracaat ederek oğlu Hüseyinin haklarını tanımıyarak arazisini gaspetmek istediğini, buna meydan verilmesini istemiştir.

Baş âsinin verdiği ifadelerde daima kaçamaklı hareket ettiği görülmektedir. Buna rağmen birçok sırlar kaçırmaktadır.

AddThis Social Bookmark Button

Atatürk Meclis Başkanına özalp adını verdi

May 9th, 2008 can --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 27 İkinci Teşrin 1934

Ankara, 26 (HABER)- Büyük önderimiz Kemal Atatürk, Meclis başkanımız Bay General Kâzıma “Öz Alp” soyadını vermiştir.
Bursa saylavı (mebus) Bay Emin Fikri, Bay General Kâzım Öz Alpin amcası olduğu için ayni soyadını almıştır.

AddThis Social Bookmark Button

Otomobil tamirciliği Yolların bozukluğu sayesinde Büyük bir inkişafa mazhar oluyor

May 7th, 2008 can --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 12 İlkteşrin 1937

Memleketimizde nakliyat işleri kısmen motörleştikten sonra teessüs etmeğe başlayan otomobil tamirciliği sanayii şayanı hayret bir süratle inkişaf etmiştir.

Şehrimizdeki motörlü kara vasıtalarının miktarı 4000 kadar olduğu halde tamirin çok olmasına sebeb İstanbul yollarının diğer Avrupa şehirlerine nazaran bozuk oluşundan ileri gelmektedir. Avrupa şehirlerinde tamir nisbeti yüzde 20.30 arasında tehalüf ettiği halde İstanbulda yüzde 50 ye çıkmaktadır. Fakat otomobil tamirhaneleri kendi adedleri kadar sokaklarda çalışan seyyar tamircilerden ve şoförlerden şikâyet etmektedirler. İddiaya göre bizde otomobillerin çabuk bozulmasının başlıca sebeblerinden biri de şoförlerin motöre ve otomobil aksamına kıymet vererek bakmamaları kadar yaptıkları olur olmaz tamirlerle büsbütün bozmalarıdır.

AddThis Social Bookmark Button

Eski Güzellik kıraliçesi yenisini beyenmiyor mu?

March 29th, 2008 Editör --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Feriha Tevfik H. gazetelerde kendisine atfedilen beyanat içi ne diyor?

Vakit, 17 Kânunusani 1930

1930 güzellik kıraliçesi Feriha Tevfik hanıma atfen gazetelerin birinde bir mülâkat intişar etmiştir. Bü mülâkatta Feriha Tevfik Hanım:

“-Şeytan kaldır da kendini denize at diyor. Yapılan haksızlığı düşünün bir kerre.. Zaten şarklı erkekler etten, buttan anlıyorlar.Güzellik, zerafet, incelik onlar için bir şey ifade etmiyor.. Tuttular koskocaman şişman bir kızı kıraliçe yaptılar. Yeni kıraliçeyi tartsalar 90 kilo gelir.

Keşke bu seferki müsabakaya girmeseydim. Mesele halka davetlilere kalsa tereddütsüz beni intihap ederlerdi. Hep haksızlık hakem heyetinde.. Maamafih hakem heyetine hitaben öyle bir mektup yazdım ki..” demektedir.

Halbuki haber aldığımıza göre Feriha tevfik H. 1930 senesi güzellik kıraliçesi intihabı hakkında bazı ahbaplarile görüşmüş ise de gazetelerde intişar eden mülâkatı pek mübalâğalı bulmakta ve kendisinin söylemediği sözlerin ve fikirlerin kendisine atfedilmesinden dolayı pek müteessir olmaktadır.

İlgili Haberler:

Güzellik kıraliçesi Amerika kulübünde, Vakit, 24 Kânunusani, 1930

Güzellik kıraliçesi dün hareket etti, Vakit, 30 Kânunusani 1930

AddThis Social Bookmark Button

Türkiye’de en güzel canbaz yetiştiren şehir Adanadır

March 7th, 2008 Editör --- Yurtta 2 Yorum »

Rifat Telgezer

Tel üzerinde gayet rahat yürüyor, koyun kesiyor ve nihayet… tabuta giriyor

Ulus, 19 Ağustos 1939

Ben bir canbaz seyrettim.

“Canbaz” kelimesini yazarken biraz durakladım. Bizim; hilesinden, hudasından bizar olduğumuz kimseler hakkında kullandığımız “ne canbaz adam, at canbazı” sözlerini hatırladım. Bı sıfat bana, biraz hakaret kokulu gibi geldi. Fakat, başka ne diyebilirdim? Acaba “teldegezen” desem daha münasip olmaz mı, diye düşünürken aklıma Rıfat’ın soyadı da geldi. Rıfat Telgezer…

Hem neye endişe ediyorum ki? Bu sempatik çocukla konuşurken kendisi bana:

-Ben canbazım, dememiş miydi ve ilâve etmemiş miydi:

-En iyi canbazlar Adana’dan yetişir, ben de oralıyım. Ustalarım da hep Çukurovalı’dır.

Hattâ ben bu cesurane iddiayı duyunca, bu yolda adı çıkmış bir başka vilâyetimizi hatırlamış ve hukukuna tecavüz olunan bu vilâyet halkı namına münakaşaya bile kalkışmıştım:

-Ya, ……liler, onlar daha üstün değil midirler, diye sormuştum.

Rıfat Telgezer:

-Hayır, demişti, onların canbazlıkları alış veriş üstünedir, telde gezemezler, benim gibi türlü marifetler gösteremezler.

İçinizde belki canbaz seyredenler olmuştur. Hattâ, bu yazıyı okuyanların içinde belki canbazlar bile vardır. Fakat, doğrusu bu ya, ben bugüne kadar Rıfat kadar marifetli ve işinin ustası bir sanatkâra rast gelmemiştim. Bir kaç sene evel bir kere Ferah tiyatrosunda iri kıyım bir “telde gezen”i seyretmiştim ama onun da o gün başı mı dönmüş, gözü mü kararmıştı. Tellerde gezip tozarken bir aralık kos koca vücudiyle boşlukta prendeler attığını ve altta gerili fileye yuvarlandığını görmüştük. Tabiî skandal olmuştu. Halk gülmüştü.

Benim bahsettiğim canbazı seyrederken yüreklerimiz ağzımıza geliyordu; biz korkuyorduk, gülmek şu yanda dursun nefes almayı bile unutmuştuk. Hem bu sanatkâra gülünmez, ancak alkışlanırdı.

Nasıl oldu anlatayım size birlikte seyretmiş olalım.

Bir kaç gün evel, bir arkadaşım telefon etti:

-Bu gece işin yoksa, dedi, seninle güzel bir yere gidebiliriz. Hava almak, dinlenmek için birebir…. Benim canıma minnetti:

-Hay, hay. dedim ve “Neresi burası?” diye sordum. Arkadaşım söylemedi. Gidince görürsün, dedi ve telefonu kapadı.

Cebeci otobüsüne binmiştik. Ben gideceğimiz yeri tahmin etmeğe çalışıyordum, arkadaşım söylememekte inat ediyordu. Nihayet bir yerde otobüsten indik. Etrafıma bakındım, cadde çok kalabalıktı. Askeri hastaneye çıkan yolda bir aşağı bir yukarı dolaşanların, gece vakti mühim işler peşinde koşuyorlarmış gibi sağa sola vurunup çalınanların haddi hesabı yoktu. Ben görmiyeli buraların çok değişmiş olduğunu anlıyordum. Arkadaşım:

-Geldik, dedi ve karşıda renkli, ışıklı büyük bir kapıya doğru yürümeğe başladı. Büyük bir bahçeye girmiştik. Ne güzel, ne şirin, üstelik ne serin yerdi. Pek kalabalıktı, iğne atılsa ya zengin bir masanın üstüne, ya çiçekli bir şapkaya veya bir saç kümesine düşecekti. Bu ağaçlar ne zaman dikilmiş, ne zaman büyütülmüş, ne zaman bu orman haline getirilmişti.
Bir köşecikte bir masacık bulduk. Lâstik kâğıtlarla, renkli kâğıt fenerlerle süslenmiş bir sahnecikte alaturka ince saz takımı “icrayı ahenk” ediyordu. İki bayan, ara sıra biribirileriyle şakalaşarak, kâh teker teker, kâh birlikte şarkılar söylüyorlar; halk bunları dinliyor, alkışlıyor, bazan da pek beğendiği parçaları tekrar ettiriyordu.

O sırada âşina bir çehreye rastladık: İsmail Hakkı…Tanıyacaksınız, meşhur büfeci İsmail; büyük seyahatlerde büfe alır, düğünlerde büfe kurar, gazinolar işletir… Cerzebeli bir çocuktur:

-Hoş geldiniz, dedi, siz buralara da uğrar mıydınız? Allah allah ev sahibi gibi konuşuyordu. “Sen necisin” diye sorduk. Ve öğrendik ki Ankara’nın kenar semtindeki bu güzel yer İsmail’inmiş, âlâ… Kimin olursa olsun, biz oturacak bir yer bulduk ya…

-Çok isabetli bir zamanda geldiniz, dedi İsmail, bir canbazım var. Akla gelmedik marifetler yapıyor. Birazdan bu akşamki numaralarına başlıyacak buyurun, seyredin.

-Numaralarını nerede yapıyor, diye sorduk. İsmail, bahçenin bir kenarında ikinci bir kapı daha gösterdi.

-Sinema kısmında, dedi, orası da yazlık sinemadır, sahnesi de geniştir.

Aman ne teşkilâtlı yermiş burası? Karıştırdıkça bir marifetli köşe daha buluyoruz. Ben bu canbaz işiyle alâkalandım. Gazetecilik damarı tuttu:

-Bu çocuk yakınlarda mı, kendisiyle konuşabilir miyim, diye sordum.

Beş dakika sonra masanın yanında orta boylu, sağlam yapılı, zeki bakışlı bir genç peydahlandı:

-Ben canbaz Rıfat Telgezer, dedi…..

Pek sempatik bir çocuktu. Konuşmağa başladık. Adanlı imiş, yedi sekiz senedenberi bu meslekte çalışıyormuş. Evliymiş bir de küçük çocuğu varmış ve hepsi birlikte dolaşıyorlarmış.

-Telde gezerken heyecan duymuyor musun, diye sordum.

-Siz yazı yazarken ne kadar heyecanlanıyorsanız ben de o kadar… dedi.

-Çocuğun kaç yaşında?

-Dörde basacak…

-Onu da telde gezdirmeğe alıştıracak mısın?

Rıfat biraz düşünür gibi oldu:

-Hiç niyetim yok, dedi, pek eziyetli bir meslek…

-Ama adanalı delikanlı istediği kadar yetiştirmesin, çocuk kendiliğinden pişiyor.

Rıfat saatine baktı:

-Benim vaktim gelmiş, koşup hazırlanayım, dedi, ve sıçradı, gitti. Biz de arkasından…

Küçük, sahne numaralarını pek tafsil tmek niyetinde değilim. Daha büyüklerini gördükten sonra dört bira şişesinin üstünde bir masa, üstüne tekrar dört şişe, onun üstüne tekrar bir masa, onun üstüne bir, iki iskemle koyup, en yukarıdaki sandalyenin üstünde jimnastik yapmak gibi oyunlar insana küçük işlermiş gibi geliyor. Fakat sağlam yerdeki bir masanın üstüne çıkmak teklif olunsa kaçımız buna cesaret ederiz, o da ap ayrı bir hikâyedir.

Sahnede iki de yardakcı, yamak var. Besbelli ki henüz talebedirler. Rıfat işini bitirdikten sonra onlar da güya ayni numarayı yapmak istiyor, fakat berikinin marifetini büyültmek için kasden yere yuvarlanıyor, hattâ kendilerini paldır güldür tahtaların üstüne atıyorlar, bunlar da güldürmek için…

Derken havaya, iki direğin arasına bir tel gerildi. Evelce seyretmiş olan biribirilerine:

-Şimdi çıkacak, bu tellerin üstünde dolaşacak, diye malûmat satıyorlardı. Tele önceden bir numaralı yamak çıktı:

-Ben de yapoorum diye şaklabanlıklarla öte başa kadar gitti. Elindeki uzun çubukla muvazenesini temin ediyor ve dediği gibi hakikaten yapıyordu. Fakat biraz sonra ustayı seyrettikten sonra yamağın henüz epey acemi olduğunu iyiden iyiye anladık.

Direğin dibindekilerden biri:

-Geliyor, işte, çıkacak, diye bağırdı. Rıfat sırığile geliyordu. Mail telin kenarında fazla durmadı, asfaltta koşarcasına yukarıya kadar çıktı orada biraz dinlendi, sonra 20-30 metre yükseklikteki bu ince, ip ince, ip gibi ince garip yol üstünde fütursuzca yürümeğe başladı. Telin ortasında durdu. Elini kolunu kaldırıp indirerek jimnastiğe başladı. Hele bir aralık telin üstünde bir metre kadar yükseğe zıpladı ve tekrar ayaklarının üstünde tele düştü. Canbazlıktan anlıyanların ifadelerine göre bu numara değme babayiğitin kârı değilmiş. Hakikaten de öyle… Tasavvur edin: 30 metre yüksektesiniz. İnce bir telin üstünde duruyorsunuz. Sonra o yükseliğe de kanaat etmiyor, bir metre havaya sıçrıyorsunuz, düşüyor ve tekrar telin üstünde, muvazene halinde duruyorsunuz. Bu harikulâde bir şey…

-Şimdi tabuta girecek…

Bu müjdeyi de gene meslekten anlıyanlardan, yahut Rıfat’ı daha evel görenlerden biri ortalardan bağırarak vermişti. Oralarda bir tabut peydahlandı, Rıfat iple bu manzarası bile soğuk sandukayı telin üstüne çekiyor. Bas bayağı tabut… Tabut telin üstüne çıktı. Rıfat bunu, usturuplu bir şekilde tele koydu ve sonra kalktı, onun içinde yatıverdi.
Bunu bana biri anlatmış olsaydı, inanabilir miydim? Tel, telin üstünde tabut, tabutun içinde insan… Telgezer, bu defa telde yatan olmuştu. Samimiyetle alkışladık.
O indiği zaman yüzüne tekrar baktım: hiç de heyecanlı değildi. Yalnız biraz yorulmuşa benziyordu.

-Bunlar zannettiğiniz kadar mühim işler değildir, dedi, çalışmak meselesi…

-Telin üstünde daha başka ne işler yaparsın.

Rıfat, “yerde ne yapabilirsem!” der gibi bir hareket yaptı ve sonra bize onalrdan birini söyledi:

-Koyun kesere mi, dedi ama bu biraz masraflı bir numaradır, her gece bir koyunu nereden buluruz?

Artık canbaz sözünü hattâ “at canbazı” terkibi içinde bile pek ihtiyatlı kullanmalı. Çünkü canbazlık zannettiğimizden çok daha güç, çok daha tehlikeli ve çok daha marifetli bir iştir.

AddThis Social Bookmark Button

Gazi Hz. Bugün cemiyete kaydedilecekler

March 6th, 2008 Editör --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Vakit, 2 Kânunusani 1930
Ankara, 1 (Vakit) -Millî Tasarruf ve İktisat cemiyeti yarın burada resmen aza kaydine başlıyacaktır. Gazi Hz. ilk aza olarak kaydedilecektir.

AddThis Social Bookmark Button

Lozan gününü heyecanla kutladık

February 26th, 2008 Editör --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Ulus, 25 Temmuz 1939

Lozan’ın 16 ncı yıldönümünde yurdun her tarafında törenler yapıldı
Lozan Kahramanı İnönü şükrân ve minnetle anıldı

Lozan zaferinin 16 ncı yıldönümü dolayısiyle dün memleketin her tarafında büyük sevinç tezahürleri yapılmış ve bu büyük gün lâyik olduğu ehemiyetle anılarak Lozan’ın kahramanı Millî Şef İnönü tâzim ve minnetle yâdedilmiştir. Bu münasebetle dün Radyoda bir Lozan günü tertip olunmuştur. Bugünü Profesör Vasfi Raşit Sevig çok kıymetli ve güzel bir konuşma ile açmıştır.

Dün İstanbul üniversitesinde de çok güzel bir tören yapılmış, Rektör Cemil Bilsel ve doçent Yavuz Abadan kıymetli konferanslar vermişlerdir. Bunu birçok hitabeler takip etmiştir. Üniversitedeki törene ait tafsilât da ikinci sayfamızdadır. Gece de mülkiye mektebi müdürü Profesör Emin alâka ile dinlenen mühim bir hitabede bulunmuştur. Diğer taraftan halkevinde de dün akşam bir tören yapılmıştır. Bu törene binlerce ankaralı iştirâk etmiştir. Ankara halkevi maydanı cidden bir bayram manzarası almıştır. Bu münasebetle Hıfzı Oğuz Bekata bir hitabe irat etmiş ve sonra Halkevleri müfettişi Naşit Uluğ kürsüye gelerek bu büyük günün ehemiyetini çok heyecanlı bir lisanla tebarüz ettirmiştir.

Karilerimiz B. Vasfi Raşit Sevig’in dün radyoda verdiği konferansın metnini ikinci sayfamızda, Ankara halkevinde yapılan törenin tafsilarını da altıncı sayfamızda bulacaklardır.

Memleketin birçok yerlerinden aldığımız telgraflar halkevlerinde Lozan gününün güzel törenlerle kutlandığını bildirmektedir. Isparta halkevinde yapılan toplantıda da Isparta mebusu Kemal Ünal alâka ile dinlenen bir konferans vermiştir.

AddThis Social Bookmark Button

Nüfus artımı

February 26th, 2008 Editör --- Yurtta Henüz yorum yapılmamış »

Bir Hesaba Göre Nüfusumuz Senede Yarım Milyon Artıyor

Son Posta, 11 Temmuz 1934

Ankara, 11 -Af kanununun tatbikinden haziran sonuna kadar 2,745,970 doğum, 1,598,726 ölüm, 844,978 evlenme vakası tesbit edilmiştir.

Nüfusumuzun 17 milyon olduğu tesbit edilmiştir. Hesaplara göre nüfusumuzun her sene yarım milyon arttığı tesbit edilmiştir.

AddThis Social Bookmark Button