Hurrem Sultan Rus mudur, Türk mu?

May 10th, 2008 can --- Köşe Yazarları | Yorum yapılmamış »

Osmanlı sarayında Türk kadınlar

Haber Akşam Postası, 3 Eylül 1937

İddia yeni değil ama cevap veren olmadığı için, hatırıma gelmişken yazayım dedim.

Bir müddet evvel, son imparator Vahideddin’in beyanlarından birine atfettiği bir takım hatıraları neşretmek vaadinde bulunurken Tan gazetesi tahrir heyeti bir parça büyücek bir tarihî gaflet göstermişti. Vahideddinin meşu’m hayatına iştirak etmek talisizliğine tutulmuş olan zavallı bayan Nevzad bu gazetenin sütunlarında bize şöyle takdim edilmişti:
“Osmanlı sarayının ilk kadınefendisi.. 600 yıl içinde imparatorluk sarayına girebilmiş ilk Türk kızı.., Yani bayan Nevzadı, bir Osmanlı hükümdarının nikâh ile aldığı ilk kadın olarak ve sarayda rolü ve manası olmuş ilk Türk kızı olarak göstermeğe yeltenmişlerdir.

Tarih hocası ve tarih profesörü geçinip tarih ve roman arasındaki farkı sezemediklerini zaman zaman bize öğretmiş olanlar bu iki iddianın tarihî hakikatlere uygunsuzluğu karşısında nasıl sustular bilmem. Halbuki Tan tahrir heyetinin tarihiî hatasını isbat etmek için hiç de “büyük müverrih” olmaya lüzum yoktu.

Faraza denilebilir ki:

Osmanlı hanedanından gelen hükündarlar içinde nikâhla evlenmiş olanlar ve bu izdivaçlarını Türk kızlarile yapmış olanlar pek çoktur.

1-Birinci Osman, Adanalı Türk Şeyh Üdebalinin kızı Mal Hatun ile ve nikâhla evlenmiştir.
2-Yıldırım Beyazıt su katılmamış bir Türk olan Germiyan oğlunun kızı Devlet Şah hatun ile ve nikâhla evlenmiştir.
3-İkinci Murat su katılmamış Türk olan İsfendiyar oğullarından Kara Yahya Çelebinin hafidesi Hatice sultanla ve nikâhla evlenmiştir.
4-Fatih ikinci Memhmet halis Türkmen olan Dolgadır oğullarından Süleyman beyin kızı ile ve nikâhla evlenmiştir.
5-İmparator Kanunî Süleymanın meşhur karısı Hürrem haliskan Türktür.

Bu satırlar Osmanlı hükümdarlarının zevcelerine taallûk eden neseb meselelerinde fazla hassas olduğumuz için değil, sadece Tan gazetesi tahrir heyetine bir nasihat vermek ve tarihî mütalealara kalkışmazdan evvel hiç olmazsa birkaç tarih kitabı karıştırmak lâzım geleceğini ihsas tmek için yazılmıştır. Ve sanırım ki her şeyde aklı evvel olmak iddasında bulunan Tan tahrir heyeti bize verecek bir cevab bulamaz.

Hurrum sultan Rus mudur?
Yukarıda Osmanlı tarihindeki kadınefendilerden bahsederken Hürrem sultanı da Türk olarak saymış olmam tarihçi geçinen bazı “erbabı kalem”in hayretini mucip olmuş olabilir. Zira bunlardan bir kısmı “İmparator kanunî Süleymanın meşhur karısı hangi millettendir?” şeklindeki sualin cevabı bulunmaz ebedî bir muamma olduğu kanaatindedirler. Diğer kısmı ise şöyle bir cevap vererek bu işi halledebildiklerine inanırlar:

“-Hurrem mi? Bu kadının asıl adı “Roxelane”dı. Kırım hanı tarafından saraya hediye edilmiş bir Rus cariye olduğu muhakkaktır.”

Halbuki Hurremin hangi milletten olduğunu tesbit etmek için uzun boylu tetkikata dahi lüzum yoktur. Sadece bir parça meraklı olmak kâfidir. Yani bu kadının asıl adı olduğu rivayet edilen Roxelane kelimesinin üzerinde durmak meseleyi halleder. Biz de tarihle uğraşmış olanlar arasında bu meraka tutulanlar yok değildir. Faraza rahmetli Ahmet Rasim bu kadından bahsederken isminin yanına bir muterize açıp (ihtimal ki: Rus demektir” der.

Niçin böyle demeğe lüzum görür. Zira o tarihe kadar “Roxalane” şeklinde bir “ismihas” mevcut değildir. Hurremin milliyetini kendisine atfolunan ilk ismihas delâletile tayine kalkışmış ise Ahmet Rasim on dördüncü ve on beşinci asırlarda Rusyada böyle bir ismihas kullanılmadığı neticesine pek tabiî olarak varmıştır. Eğer bu merak seyri ile biraz daha uğraşmış olsaydı Kırım hanlığı topraklarına yakın bir yerde Rokzolan adlı bir uruk bulunduğunu anlayabilecekti. Bu uruk o tarihlerde Don ve Dimyeper nehirleri arasında kesif bir halde yaşamakta olan Sarmatlara mensuptu ki Sarmatların ve Sarmat gibi Hrıstiyan olan Çuvaşların Türklüğü su götürmez. Anlaşılıyor ki bu kız Kırım hanının eline geçince mensup olduğu kabile adıyla çağrılmağa başlamış, “seni Çerkes seni!”, “Seni Çeçen kızı!”.. (Bre Arnavut) der gibi:

“-Kız.. Rokzolan!”

Denilmiş ve elden ele geçe geçe diller ona Rokzolan demeğe ve o da böyle bir çağrılışa:

-Efendim!

Cevabını vermeğe alışmış.

Ve Rokzolan kelimesi frenkler tarafından ve o tarihte İstanbulda bulunmuş elçiler tarafından “Rokzölan” şekline sokulmuş ve onlardan naklen bahseden garp müellifleri de bu ikinci şekli devam ettirip yaymışlar ve kabile adı olan Rokzolan’ı başka bir ismihas imiş gibi tanıtmışlardır.

Binaenaleyh;

“On altıncı milâd asrının ilk yıllarında Karadenizin şimal kıyılarında, Don ve Dimyeper nehirlerile sulanan arazide, Sarmatların Rokzolan kabilesi arasında dünyaya gelmiş olan Hurrem Kırım hanı kadar su katılmamış bir Türktü” dersek hakikati söylemiş oluruz.

Nizamttin Nazif

AddThis Social Bookmark Button

Parasız seyircileri Elektrik cereyanile öldüren sinemacı

May 10th, 2008 can --- Vukuat | Yorum yapılmamış »

Şimdi Mersin mahkemesinde mevkuf olarak hesap veriyor

Haber Akşam Postası, 7 Eylül 1937

Mersin, 6 (Hususî muhabirimizden)- Mersinde belediye bahçesindeki sinemayı çevreliyen parmaklıklara elektrik cereyanı verilerek bir adamı kömür haline getiren facianın tafsilâtını evvelce vermiştim. Bu facianın muhakemesi şimdi burada yapılmaktadır.

Davada sinema kiracısı Halil Eserle, sinema memuru Mehmed Sabah ölüme sebebiyet suçuyla mevkuf bulunmaktadır. Son celselerde müdafaa şahitleri dinlenmiş ve parmaklıklara verilen elektrik cereyanının mahiyeti ve cereyan verilmesi emrinin kimin tarafındn verildiği noktası üzerinde durulmuştur.

Suçlulardan Mehmet Sabah demir parmaklıklara verilen cereyanın manyeto cereyanı olduğunu iddia etmiştir. Facia vukubulur bulmaz tetkikat yapan fen heyeti verdiği raporda bu cereyanın 180 votluk bir şehir cereyanı olduğunu bildirmişti. Bu raporu veren Adana belediyesi elektrik fen memuru Yusuf Ziya ile Adana elektrik şirketi baş kontrolörü Yunus mahkemeye izahat vererek demişlerdir ki:

-Demir parmaklıklara verilen cereyanı götüren tel toprak teline demir parmaklıkların kırmızı boyaları kazınarak bağlanmıştır. Tahta olan bölmelere de cereyan tel köprülerle geçirilmiştir. Bu suretle parmaklıklara 180 voltluk cereyan verilmiştir. Bu cereyan da bir adamı öldürmeğe kâfidir.

Suçlu Mehmet Sabah, cereyanın manyeto ile verildiği iddiasını, tekrarlamıştır. Fakat şahitler, oradaki araştırmalarda manyeto makinesine tesadüf edilmediğini söylemişlerdir. Mahkeme başka bir güne bırakılmıştır.

AddThis Social Bookmark Button

Yenikapıdaki kazanın mesulü kim?

May 10th, 2008 can --- Vukuat | Yorum yapılmamış »

Sünnet düğününde gazinonun çökmesiyle altı kişi ağır surette yaralandı

Haber Akşam Postası, 10 Eylül 1937

Dün saat on yedide Yenikapıda Sandıkburnunda feci bir kaza olmuştur.

Kızılay Kumkapı nahiyesi tarafından elli fakir çocuğun sünnet edilmesine karar verilmiş, bunun için de Sandıkburnunda Mehmet Raufun gazinosu kiralanmıştır. Deniz üzerinde bulunan gazinoya dün saat on dörtten itibaren sünnet edilecek çocuklar ve aileler gelmeye başlamışlardır.

Saat on yedide sünnetçi Cevat henğz ikinci çocuğu sünnet ederken halkın kesif bulunduğu bir anda birdenbire gürültü ile çökmüştür.

On metre murabaaı kadar olan bu yerde bulunan çocuklarla kadın erkek elliden fazla insan denize düşmüşlerdir.  Kaza üzerine çocuklar ve kadınlar sahile kaçışmışlardır. Erkekler ve denizdeki sandalcılar hemen denize düşenleri kurtarmaya savaşmışlardır.

Fahriye isminde bir kızla Arif, Orhan, Hakkı isminde üç sünnet çocuğu ve Hüseyin Mavlût isminde iki erkek muhtelif yerlerinden ehemmiyetli surette yaralanmışlardır.

Bunlar hemen çağrılan sıhhî imdat otomobili ile Cerrahpaşaya kaldırılmışlardır. Hafif surette yaralanan bazı kimselerin de Aksaray eczanelerinde yaraları sarılmıştır.

Bir belediye mühendisi kaza yerinde keşif yapmıştır. Tahkikat devam ediyor.

AddThis Social Bookmark Button

Vapura binerken denize düştü

May 10th, 2008 can --- Vukuat | Yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 27 Eylül 1937

Dün saat 19,10 da Kadıköy iskelesinden köprüye kalkmak üzere bulunan Moda vapuruna binmekte olan Fatihte Kıztaşında oturan Sadık’ın kızı 13 yaşlarında Leman, muvazenesini kaybederek vapurla iskele arasına düşmüştür.

Moda vapurunun gemicilerinden Rizeli Hasan, kızın denize düştüğünü görünce derhal denize atlamış ve kızcağızı muhakkak bir ölümden kurtarmıştır.
Leman Haydarpaşa hastanesinde tedavi altına alındıktan sonra evine gönderilmiştir.

AddThis Social Bookmark Button

Dersim hâdiseleri

May 9th, 2008 can --- Yurtta | Yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 19 Eylül 1937

Başvekil İsmet İnönü meclisin dünkü içtimaında Nyon anlaşması görüşüldükten sonra Dersim hâdiselerine temas ederek şu izahatı vermiştir:

“-Bu toplantıdan istifade ederek büyük meclise dahilî bir mesele hakkında da maruzatta bulunmak için izin isterim.
Arkadaşlar, faydalı faaliyetinize fasıla verdiğiniz zaman size Tuncelindeki vaziyetin bir hulâsasını yapmıştım. O günkü vaziyeti tafsilen arzetmiştim. Şimdi size Tuncelindeki vaziyetin bugünkü halini arzetmek isterim.

Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretten müşevvik ve sergerde ne kadar adamlar varsa bunlar reislerile beraber faaliyet imkânından tamamen mahrum bırakılmıştır. (Alkışlar). Altı aşiretten birinin reisleri imha edilmiş ve diğerlerinin reislerinin hepsi yakalanmış, adalete teslim edilmiştir.

Tuncelinde isyan ve ıslahat an’anesi, Dersimin bütün hatıraları, dağları, tepelerile bir takım aşılmaz, geçilmez ve bütün isyanlara mesned olan yuvaların ve istinat noktalarının hikâyelerinden ibarettir. Orada Kutuderesi, Kalan deresi, Dojik baba dağı ve saire gibi isimler vardır ki, sadece bu isimlerin telâffuzu ve eskiden bir çok seferlerin bunlardan biri etrafında kördüğüm olup kaldığını, bahusus, isyan edenlerin bunlardan biri içinde sığınarak aşılmaz bir melce halinde maksatlarına muvaffak olduğunu ifade ederdi.

Cunhuriyet ordusu ve zabıtası bu hâdise esnasında yaptığı takiblerde hurafe olarak zihinlerde yerleşen ne kadar uçurum halinde dere ve ne kadar çıkılmaz dağ varsa hepsini Ankara sokakları gibi baştan başa geçmişlerdir. (Alkışlar). Kanun götüren ordu, jandarma neferlerinin ve ordudan bir neferin ayak basmadığı yer, inmediği dere ve çıkmadığı tepe yoktur. (Bravo sesleri, alkışlar)

Bugün orada yapılmakta olan yollar, kışlalar ve karakollar, mektepler, hükûmet konaklariyle memleketin en mamur ve en ziyade iş içinde bulunan bir muhitinin manzarasını görmekle size, hepimize zevk verse gerektir. (Alkışlar)
Arkadaşlar, mukavemet vaziyetini bertaraf ettikten sonra, halkın refah ve serbestisi için takib edilen programa devam ediyoruz. Bu vaziyeti size arzederken yazın başındanberi devam eden faaliyette kaçınılıması mümkün olmıyan insan zayiatının da neden ibaret olduğunu, olduğu gibi söylemek isterim. Dün akşama kadar yani 17 Eylüle kadar Dersim harekâtının başından itibaren verilen zayiat şudur:

Subay: bir şehit, dört yaralı.
Er: 28 şehit, dört yaralı.
Bekçi: bir şehit, bir yaralı

Arkadaşlar, cumhuriyet kanunlarının hükümlerini yerine getirmek için aziz canlarını severek bu vatan uğruna feda eden subay ve er bütün vatan evlâtlarını huzurunuzda hürmetleyadediyorum. Bu vazifeyi ifa etmek için bütün kudretlerini aşkla sarfeden Cumhuriyet Ordusunun ve Cumhuriyet jandarmasının, kumandanlarına subay ve erlerine takdir ve şükranlarımızı ifade ettiğim zaman B.M. Meclisinin asil hissiyatını ifade etmiş olduğuma eminim. (Bravo sesleri, alkışlar).
Arkadaşlar, bütün bu hareket esnasında isyana iştirak eden, iğfal edilmiş zavallılarda vukubulan zayiatı olduğu gibi size söyliyeceğim.

İsyana iştirak edenlerden 265 maktul vardır. 20 yaralı ve 27 yakalanmış ve müsademe esnasında 849 kişi teslim olmuştur. Bunların içinde mücrim olan, bilerek fenalık yapmış olan ve birçok zavallıların zararına sebeb vermiş olanlar vardır. Fakat bu çalışkan ve istidatlı Türk halkının en çok kısmı, fesatçıların, bu fena başların zulmünden zarar görmüşlerdir. Bilerek, bilmiyerek, muhalefet yoluna sapıp kanunun şiddetli tedibatına maruz kalmış olarak hayatlarını kaybedenler hakkında da B.M. Meclisinin teessürlerini ve bunun diğer vatandaşlara ibret olması temennilerini ifade ediyorum zannediyorum.
Arkadaşlar, hakikati Türk milletine olduğu gibi söylerken bulunduğu gibi, bu kadar uzun süren cumhuriyet kanunlarını behemehal yürütmek için gösterilen azim, şiddet karşısında bile zayiatın binnetice hafif olmasına dikkatinizi celbetmek isterim. Silâhlar çok müessir ve silâhları kullanmak için hiçbir tereddüt olmadığı halde isyan edenlere karşı silah kullanan ordu heyetleri ve cumhuriyet jandarması bir hayatı kurtarmak için ve korumak için ve içtinabı kabil olan bir zararı ika etmemek için son derece şefkatle, kuvvet içinde mündemiç olan şefkatledir ki, zayiat böyle mahdut sahaya inhisar etmiştir.
B.M. Meclisinin memnun olacağına eminim. İsyana iştirak eden aşiret reislerinin hepsi mahkemeye verilmişlerdir. Umumî, tabiî olan adliye mahkemesine verilmişlerdir. Bunlar hâkimlerin vereceği hükümlere göre, cumhuriyet kanunlarının kendileri için işaret ettikleri hükümleri, hâkimlerin ağızlarından işiteceklerdir.

Arkadaşlar, cumhuriyet kanunlarının ancak refahı, umranı, iyi geçinmeyi ehdef tutan hükümlerini yürütmek için çetin şartlar içinde alınan müsbet neticelere ermek için cumhuriyet idaresinin kuvvetli olduğu kadar şefkatli ve adaletli olduğunu göstermek itibarilt Tunceli hâdisesi en son ve en mukni bir misal olmuştur. (Şiddetli alkışlar, bravo sesleri).

Başvekilin  untkunu müteakip Reis Aüdülhalik Renda yapılan tasnif neticesini bildirdikten sonra meclis ikinci teşrinin birinci gün toplanmak üzere içtimaına nihayet vermiştir.

Seyit Rıza arkadaşlarile yüzleştirilecek

Elâziz, 19 (Hususi)- Yarın Seyit ile diğer suçluların muvacehelerinin yapılması ihtimal dahilindedir. Seyit Rıza hapishane müdürlüğüne müracaat ederek oğlu Hüseyinin haklarını tanımıyarak arazisini gaspetmek istediğini, buna meydan verilmesini istemiştir.

Baş âsinin verdiği ifadelerde daima kaçamaklı hareket ettiği görülmektedir. Buna rağmen birçok sırlar kaçırmaktadır.

AddThis Social Bookmark Button

Atatürk Meclis Başkanına özalp adını verdi

May 9th, 2008 can --- Yurtta | Yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 27 İkinci Teşrin 1934

Ankara, 26 (HABER)- Büyük önderimiz Kemal Atatürk, Meclis başkanımız Bay General Kâzıma “Öz Alp” soyadını vermiştir.
Bursa saylavı (mebus) Bay Emin Fikri, Bay General Kâzım Öz Alpin amcası olduğu için ayni soyadını almıştır.

AddThis Social Bookmark Button

Cebinde 30 Para Vardı Ve Bir Kadın Seviyordu

May 9th, 2008 can --- Vukuat | Yorum yapılmamış »

Son Posta, 11 Temmuz 1934
Eskişehir (Hususî)- Burada bir cinayet işlenmiş, cebinde 30 parası olan bir adam, bir kadın alâkası yüzünden öldürülmüştür. Cinayet şöyle olmuştur:

Menzilhane sokağında oturan Sabriye isminde bir kadını, Sivrihisardan buraya ekmek parası kazanmak için gelen marangoz Yakup isminde birisi sevmiye başlamıştır. Fakat Sabriyeyi Bozöyüklü Mehmet isminde bir İnhisar kolcusu da sevmektedir. Mehmet kendisine bir rakip türediğini anlayınca Yakubu beşlemiş Sabriyenin evi önünde tabancasını çekerek ateş etmiştir. Yakup aldığı yaraların ağırlığı yüzünden hastaneye kaldırılınca ölmüştür. Cebinden 30 para çıkmıştır. Katil Mehmet kaçmış henüz yakalanamamıştır.

AddThis Social Bookmark Button

Ecnebi Gözüyle

May 8th, 2008 can --- Siyaset | Yorum yapılmamış »

Türkiyenin istikbali çok parlaktır

Türkiye 30-40 sene sonra her hangi büyük bir Avrupa devleti seviyesinde olacaktır

Haber Akşam Postası, 2 Eylül 1937

Adana 1 (A.A.) Müteaddit İskandinav gazetesinin muhabiri ve son zamanda Başvekilimiz İnönü ile mülakat yapmış olan isveçli muharrir A. Fischer şehrimize gelmiş ve üç gün kalarak sanayi ve kültür müesseselerimizi tetkik etmiştir.
Büyük bir Türk dostu olan M. Fischer Adanadan ayrılmazdan evvel “Türk Sözü” gazetesine büyüklerimiz hakkında ve Türkiyede devam eden 8 aylık görüş ve etüdleri neticesinde edindiği intibaları anlatan malûmat vermiştir. Fischer istikbalimizden bahsederken Türkiyede gördüğü ileri hareketi daha evvelce ziyaret ettiği Balkan memleketlerile mukayese ederek demektedir ki:

“Bu milletlerle Türkiyenin en büyük farkı onlarda inkişaf hareketinin yavaş bir seyir takip etmesine mukabil Türkiyede reformların baş döndürücü bir sürat almış olmasıdır. İnsana en çok şaşkınlık ve hayranlık veren şey Türkiye gibi çok sıcak bir iklimde parasızlık içinde insanların tekâmüle karşı gösterdiği bu derin sevgi ve inkişaf arzusunun ortaya koymuş olduğu muazzam eserlerdir.

Bu kanaatimi tamamile ifade edebilmek için bir Türk dostu olan İsveç sefirinin şu sözlerini tekrarlayacağım:

“Bir stepten ibaret olan eski Ankaranın yerinde bugünkü modern Ankarayı gördükten sonra burada sekizinci acaibi sebanın meydana gelmiş ve Türkiyede büyük bir mucizenin vuku bulmuş olduğuna inanmanın imkânı yoktur.” Benim kanaatime göre Atatürk tarihteki büyük adamlar arasında olduğu gibi bugünkü büyük devlet adamları arasında da en büyüğüdür. Filhakia bugün bir çok memleketlerde de inkılâp yapmış büyük insanlar vardır. Fakat, hiçbirisi Atatürkün yaptığını yapamamıştır. Hiçbir milletin büyüğü Atatürkün işe başladığı zaman içinde bulunduğu şartlar altında elden çıkmış bir vatanı kurtarmamış ve kurtulmuş harabeyi kısa bir zaman içinde bir mamure denebilecek hale getirmemiştir. Atatürk Türkiyeyi kısa bir zamanda Avrupalılaştırmaya ve kuvvetli bir devlet yapmaya muvaffak olmuştur.

“Türk inkılâbının bugünkü seyrine ve sağlam adımlarına göre Türkiyenin ne kadar bir zaman içinde Avrupanın herhangi büyük bir milleti seviyesine çıkabileceğini zannediyorsunuz?” sualine de M. Fischer şöyle cevab vermiştir:

“-Türk inkılâbı bu ahenkle, bu arzu ile ve bugünkü gibi bilerek Atatürk ve arkadaşlarının idaresi altında seyrine devam edecek ve harp gibi manialarla karşılaşmayacak olursa 30, 40 sene sonra Türkiyenin herhangi büyük bir Avrupa milleti seviyesine yükseleceğine şüphe yoktur.

AddThis Social Bookmark Button

940 olimpiyadı Japonyada yapılmıyacak

May 8th, 2008 can --- Spor | Yorum yapılmamış »

Haber Akşam Postası, 7 Eylül 1937

Dün neşrettiğimiz bir ajans telgrafından anlaşıldığı gibi, son siyasî vaziyetler ve askerî harekât dolayisiyle Japonyanın 940 olimpiyadını yapmaktan vazgeçmek üzere bulunduğu bildiriliyordu. Bugün aldığımız bazı telgraflarda Japonyanın olimpiyadı organize etmek işinden kat’iyyen vazgeçtiği anlaşılmaktadır.

Bu vaziyet karşısında ya 940 olimpiyadının yapılmasından tamamen vazgeçilecek, yahut da bu işi başka bir memleket, ağlebi ihtimal, olimpiyatlara Japonya ile beraber talib olmuş, fakat kongre neticesinde talebi Japonyadan daha az rey kazandığı için kabul edilemiyen Finlandiya üzerine alacaktır.

AddThis Social Bookmark Button

Bir şoförün şikâyeti

May 8th, 2008 can --- Vukuat | Yorum yapılmamış »

Taksi parasını isteyince kırbaçlamışlar

Haber Akşam Postası, 16 Eylül 1937

Şehremininde Baruthane yokuşunda oturan şoför Mehmet dün gece saat ikide karakola müracaat etmiş, Beyoğlundan, Şehreminine getirdiği Tevfik ve Nafiz ismindeki iki müşteriden taksi ücretini isteyince Nafizin kızarak kendisini kırbaçla dövdüğünü iddia etmiştir.

Biraz sonra Nafizle arkadaşı da karakola gelmişlerdir. Bunlardan Nafiz cebinde bulunan 175 liranın boğuşma sırasında kaybolduğunu iddia etmiştir.

Biribirinden şikâyetçi olanlar mahkemeye verilmişlerdir.

AddThis Social Bookmark Button